DOLAR

13,4726$%0.71

EURO

15,2894%0.84

STERLİN

18,2713£%0.23

GRAM ALTIN

792,10%0,29

ÇEYREK ALTIN

1.281,00%0,46

BİTCOİN

497230฿%-8.67568

İmsak Vakti a 06:08
Malatya HAFİF KAR YAĞIŞLI -8°
  • Adana
  • Adıyaman
  • Afyonkarahisar
  • Ağrı
  • Amasya
  • Ankara
  • Antalya
  • Artvin
  • Aydın
  • Balıkesir
  • Bilecik
  • Bingöl
  • Bitlis
  • Bolu
  • Burdur
  • Bursa
  • Çanakkale
  • Çankırı
  • Çorum
  • Denizli
  • Diyarbakır
  • Edirne
  • Elazığ
  • Erzincan
  • Erzurum
  • Eskişehir
  • Gaziantep
  • Giresun
  • Gümüşhane
  • Hakkâri
  • Hatay
  • Isparta
  • Mersin
  • istanbul
  • izmir
  • Kars
  • Kastamonu
  • Kayseri
  • Kırklareli
  • Kırşehir
  • Kocaeli
  • Konya
  • Kütahya
  • Malatya
  • Manisa
  • Kahramanmaraş
  • Mardin
  • Muğla
  • Muş
  • Nevşehir
  • Niğde
  • Ordu
  • Rize
  • Sakarya
  • Samsun
  • Siirt
  • Sinop
  • Sivas
  • Tekirdağ
  • Tokat
  • Trabzon
  • Tunceli
  • Şanlıurfa
  • Uşak
  • Van
  • Yozgat
  • Zonguldak
  • Aksaray
  • Bayburt
  • Karaman
  • Kırıkkale
  • Batman
  • Şırnak
  • Bartın
  • Ardahan
  • Iğdır
  • Yalova
  • Karabük
  • Kilis
  • Osmaniye
  • Düzce
a
Bu Sabah TV
Bu Sabah TV
Whatsapp İhbar Hattı

FAKİR BAYKURT’LA BİR GÜN

1974 olacak…

Hasbihan Et

FAKİR BAYKURT’LA BİR GÜN
1974 olacak…

Köy Enstitülü, ünlü yazar Fakir Baykurt, avukatı olan dayım Cemal Başbay’la, Dilek’teki evimize gelmişti. Eşi Muzaffer Hanım da vardı. Gururla ağırlamıştık konuklarımızı.
En başta dikkatimi çeken, yaz günü ayağında yün çorap olmasıydı. İkincisi de sütü şekersiz içmesiydi…
O sıralar, Tırpan’ı, Yılanların Öcü’nü, İçerdeki Oğul’u okumuştum.
Ben de, heves diyesin, ‘Milliyet Gazetesi 1974 Ali Naci Karacan Roman Yarışması için harıl harıl roman(!) yazıyordum.
Malatya’nın köklü gazetesi Gayret’te de birkaç günde bir yazı veriyordum.
Yılmaz Güney’in Yumurtalık savcı cinayetini konuştuğumuzda, ‘Silahı kamerasıydı’ demişti. Ben bu ziyaretle ilgili üç gün yayınlanan ‘Baykurt’la Bir Gün’ başlıklı bir yazı yazmıştım. O yazı, ‘Minibüs, döngeyi dönene dek el salladık, el salladılar…’ diye bitiyordu. Bir şey daha var, ‘Minibüs’ü, ‘Münübüs’ diye yazmıştım…
O arada, gazeteye vermeye hazır yazımı okuması için Baykurt’un eline tutuşturmuştum. Okumuş, çok beğenmişti.

Bu yazımda,

-Devlete odacı almak için en az ilkokul mezunu olma koşulu aranırken, milletin kaderini çizecek kararları alan milletvekilliği için böyle bir koşul aranmıyor. Bu nasıl olur? diyordum.
Yazıyı, Gayret’in o zaman Kışla Caddesinde bir pasaj içinde olan matbaasına götürdüm. Yazı işleri müdürü Hüseyin Özşahin’e verdim. Hüseyin Özşahin, İşçi Partisi eski il başkanıydı. Okudu. Eleştirdi. Demokrasiye aykırı buldu bu görüşümü. Dedim ki,

-Dün Fakir Baykurt okudu bir şey demedi. Hüseyin Abi,

-Tabii bir şey demez, çünkü onlar cuntacı dedi.

Yazıyı olduğu gibi yayınladı tabii.
2004 yılında, Malatya Belediyesi Kent Konseyi Yürütme Kurulu üyesi olarak, belediye başkanı Mehmet Yaşar Çerçi’nin başkanlığındaki bir toplantıda, yaklaşan mahalli seçimleri konuştuk. Bir üye,

-Doğru düzgün, okumuş, bilgili belediye meclis üyeleri olmalı. Adam kasap, önlüğüyle meclis toplantısına geliyor dedi.

Bu konu Kurula da desteklendi. Denildi ki,

-Dikkatli olmaları, listelerini iyi yapmaları için, Kent Konseyi olarak partilere yazı yazalım. Hep de,

-Olur dediler. Ben,

-Milletin her kesiminden insanlar belediye meclisine seçilmeli. Demokrasi budur. Kasabın, bakkalın, köylünün, işçinin derdinden doktor, avukat, mühendis ne anlar? Kendisini bunların yerine koyabilir mi? Bunların derdini dert edinir mi? Böyle bir yazı yazmak demokrasiye aykırı olur dedim.

Neyse ki, karardan vazgeçildi, partilere yazı yazılmadı.

 

TBB MİLLETİNİN YANINDA OLMALIDIR!

4-5 Aralık 2021’de TBB’de seçim yapıldı.

Seçim sonunda, benim de oy verdiğim Metin Feyzioğlu seçimi kaybetti; 348 delegeden 182’sinin oyunu alan Ankara Barosu Başkanı Erinç Sağkan seçimi kazandı.

Avukatlara, yargıya ve Memleketimize hayırlı olsun.

Birinci gün, konuşmalar, görüşmeler. Ben de kürsüye çıkarak Erinç Sağkan’ın bir önergesi hakkında gerekli gördüğüm eleştirel konuşmamı yaptım ve önergenin reddine katkıda bulundum.

Konuşanların neredeyse tamamı, çoklu baro diye bilinen sistem ve bu sistem taslağına karşı eylem yapan ve eylem sırasında kötü muameleye maruz kalan baro başkanlarının yanında durmadıklarını söyledikleri Feyzioğlu aleyhine konuştular.

Çoklu Baro denilen de şuydu: Üye sayısı beş binin üzerinde olan barolardan iki bin üye bir araya gelip yeni baro kurabilecek ve delege belirlemede değişen durumla büyükşehirlerin delege sayıları azalacaktı.

İstanbul ve Ankara’da iki baro daha kuruldu.

Ankara İki nolu Barosu genel kurulunu geç yaptığından seçime katılamadı.

Değişiklikle büyük şehirlerin delege sayıları düştü. Örneğin İstanbul’un delege sayısı 153’ten 13’e düştü.

Bununla, büyük şehirler, TBB yönetiminde kesin belirleyici olmaktan çıkarıldı.

Neden buna gerek duyuldu?…

Bana göre, Büyük Türkiye idealine kilitlenmiş siyasal iktidar, adı konulmamış bir seferberlik içinde, yürüdüğü yolda, muasır medeniyet yolunda ilerlerken (ki en azından kendileri böyle düşünüyor ve ben de yüzde yüz böyle düşünüyorum), avukat ve hukuktan çok siyasetle uğraşan, muhalefetin gücüymüş gibi iktidarın karşısında duran bir Yapının gücünü azaltmak gibi bir amaç içinde olmuş olabilir.
TBB, tabii ki, avukatlardan aldığı gücü, savunma, hukuk, bağımsız yargı, insan hakları gibi kavramlar eliyle iktidarı değiştirmek isteyen muhalefete yardımda kullanamaz!
Kendisini muhalefet partisinin yerine koyup, Yürütme’nin karşısına dikilemez.

Bunu yaptığı taktirde, daha güçlü olan Yürütme ve Yasama’nın birlikte, kendisi hakkında tedbir alma refleksini harekete geçirebilir ve gerçekleştiği gibi çoklu baro ve değişen delege sistemi yaptırımlarıyla karşı karşıya kalabilir…
Ben durumu böyle anlıyor, böyle telakki ediyorum.

Sözünü ettiğimiz muhaliflik, 4-5 Aralık 36.TBB Genel Kurulunda tavan yaptı.

Kürsüye çıkıp hukuk, yargı, avukatlık, baro, insan hakları, demokrasi… adına kocaman kocaman laflar eden meslektaşlarım, TBMM’nin çıkardığı Kanunla kurulan İstanbul İki no’lu Barosu’nun delegesi kürsüye çağrılınca, sanki düşman bir devletin barosundanmış, sanki meşru olmayan bir baroya kayıtlıymış, sanki mesleğimizin yüzkarası bir avukatmış gibi, üstelik de laflar atarak salonu terk ettiler.

Konuşmacı, tıklım tıklım dolu iken muhalif avukatlar(!) tarafından boşaltılmış, ancak yirmi kadar sandalyesi dolu olan salona konuştu.

Ardından kürsüye gelen, İstanbul İki No’lu Barosu Başkanı ve diğer delege meslektaşım da aynı şekilde boşaltılmış salona konuştu.

Garip olayı, utanarak, sıkılarak, üzülerek ve hatta gözlerim yaşararak izledim.

Ülkem adına, mesleğim adına, Atatürk adına acıyla izledim.

Kürsüde konuşan meslektaşımı, yirmi kadar sandalyesi dolu salonun arka sıralarından, aslan gibi duruşumla, tek başıma alkışlayarak dinledim.

Ve duruşumdan bir kez daha mutluluk duydum!

 

 

 

YORUMLAR

s

En az 10 karakter gerekli

Sıradaki haber:

ULVİ SARAN, UNUTULMAYAN VALİ

HIZLI YORUM YAP

Veri politikasındaki amaçlarla sınırlı ve mevzuata uygun şekilde çerez konumlandırmaktayız. Detaylar için veri politikamızı inceleyebilirsiniz.