DOLAR

15,8769$% 0.2

EURO

16,8435% -0.21

STERLİN

19,9029£% 0.32

GRAM ALTIN

945,16%0,54

ÇEYREK ALTIN

1.533,00%0,26

BİTCOİN

468132฿%-3.31525

Öğle Vakti a 12:29
Malatya AÇIK 14°
  • Adana
  • Adıyaman
  • Afyonkarahisar
  • Ağrı
  • Amasya
  • Ankara
  • Antalya
  • Artvin
  • Aydın
  • Balıkesir
  • Bilecik
  • Bingöl
  • Bitlis
  • Bolu
  • Burdur
  • Bursa
  • Çanakkale
  • Çankırı
  • Çorum
  • Denizli
  • Diyarbakır
  • Edirne
  • Elazığ
  • Erzincan
  • Erzurum
  • Eskişehir
  • Gaziantep
  • Giresun
  • Gümüşhane
  • Hakkâri
  • Hatay
  • Isparta
  • Mersin
  • istanbul
  • izmir
  • Kars
  • Kastamonu
  • Kayseri
  • Kırklareli
  • Kırşehir
  • Kocaeli
  • Konya
  • Kütahya
  • Malatya
  • Manisa
  • Kahramanmaraş
  • Mardin
  • Muğla
  • Muş
  • Nevşehir
  • Niğde
  • Ordu
  • Rize
  • Sakarya
  • Samsun
  • Siirt
  • Sinop
  • Sivas
  • Tekirdağ
  • Tokat
  • Trabzon
  • Tunceli
  • Şanlıurfa
  • Uşak
  • Van
  • Yozgat
  • Zonguldak
  • Aksaray
  • Bayburt
  • Karaman
  • Kırıkkale
  • Batman
  • Şırnak
  • Bartın
  • Ardahan
  • Iğdır
  • Yalova
  • Karabük
  • Kilis
  • Osmaniye
  • Düzce
a
Bu Sabah TV
Bu Sabah TV
Whatsapp İhbar Hattı

BEŞER PARMAKLI İKİ EL

Pazar günü geldi mi, şehirde duramazdım.

Hasbihan Et

BEŞER PARMAKLI İKİ EL

Pazar günü geldi mi, şehirde duramazdım.

Yapacak bir iş, bir ziyaret, bir etkinlik yoksa dağlara, vadilere, balık tutmak için akarsulara, durgun sulara giderdim.

Kış yaz böyleydi.

Hafta içi de, hava aydınlandı mı kalkar, bir bardak su içer, hadi bunu da söyleyeyim, namazımı kılar,+ ya yürüme, koşma için İsmet Paşa parkına, ya da fotoğraf makinemi alır, Malatya’nın uzak sokaklarına giderdim.

İlginç durumların fotoğraflarını çeker, sorunlar tespit eder, farklı yaşamlara tanıklık ederdim.

Mesela, kapıların önüne çekilmiş kağıt toplama motosikletlerine, kadınların yol kenarında birlikte yufka ekmeği pişirmelerine, kış günü incecik giysilerle, çorapsız ayaklarla yolda dolaşan çocuklara, çöplüklerde yayılan tavuklara, topluca yanımdan geçen köpeklere, çamları kocaman olup, pencereleri, balkonları kapatmış evlere, kapı önünde, eşikte oturup sohbet eden yaşlı kadınlara, ilginç sokak adlarına rastlardım.

Buraları gezmek Paris’i gezmekten daha etkili olurdu bana!

Ara sıra da eşimle birlikte çayımızı, çıkınımızı hazırlayıp, en uzak köylere, en yüksek köylere gider, farklı köy yerleşimleri görür, köylülerimizle sohbet eder, evimize dönerdik ki, neredeyse gitmediğimiz köy kalmadığı halde bu gidişler, bu ziyaretlerimiz hala devam etmektedir.

Vatanım Dilek’te, “koyup giden nur içinde yatsın!”, baba toprağının dört dönüm kadar bir kısmında bir bahçe, bir küçük ev yapıp, zamanımızın bir kısmını orada geçirmeye başlamışken, Allah’ın, yeryüzünde böbürlenerek gezen biz insanoğlu üzerine, aslında ne kadar aciz, ne kadar yetersiz olduğumuzu hatırlatmak ve anlatmak istercesine, zerre kadar küçük bir virüsü peyda edip salmasıyla, tedbiren vaktimizin tamamını o bahçede geçirmeye başladık.

Küçük oğlumuzun avukatlığa başlaması da tam bu zamana denk gelmişti.

Gerek, hiç aklımızda yokken ev, bahçe yapmak, gerekse de oğlumuzun adeta imdadımıza yetişip boşluğumuzu doldurması, hep söyleriz, Allah’ın bize bir lütfuydu.

Biz eşimle bunu başka türlü izah edemiyoruz…

Allah, cümlemize dünyada da, ahrette de iyilikler, güzellikler versin inşallah!

Bahçede su çıkardık, sulama sistemi kurduk.

Kayısı ve diğer meyve ağaçlarından, orman ağaçlarından diktik.

Bu ağaçların yarıdan çoğunu ben diktim.

Hepsi tuttu, yeşerdi, dallandı.

İkinci yılında meyveye döndü.

Geçen yaz kayısı, hurma, ceviz, armut, şeftaliden tattık.

Her birinin tadı, çocukluğumuzda bildiğimiz ama sonra unuttuğumuz tatlardaydı.

Prof. Saraçoğlu’dan dinlemiştim.

“Anadolu’ya gidin. İki, üç dönüm bahçe yapın. Meyveler yetiştirin, yiyin bakın. Ne kadar lezzetli olduklarını göreceksiniz. Aslında organizmanız hasret kalmış bu organik tada. Bundandır çok güzel gelmesi.”

Bahçede, önceki ve geçen yaz, tam yirmi beş çeşit ürün yetiştirdik.

Hanım, önce el, sonra pazar arabasıyla, hepsi bahçe içinde oturan komşulara, onlarınki çıkana kadar, kabak, salatalık, kavun karpuz vb. taşıdı, ikram etti.

Komşulardan, “Ne çabuk yetişti. Biz daha yeni diktik.” diyenler oldu.

Şehirdeki komşularımıza ve avukat arkadaşlarıma elden geldiğince, taşıma işini halledebildiğimce kavun karpuz ikram ettik.

Çürüğünü, eziğini biz yiyor, iyisini eşe dosta gönderiyorduk.

Küçücük bir ezik, çürük varsa koskoca kavunu, karpuzu nasıl atasın! Orasını, burasını kesip yiyorduk.

Bütün bunları tek başıma, hiçbir adam çalıştırmadan, canı gönülden, beşer parmağı olan ellerimle yapıyordum.

Hanım da elinden geldiğince yardım ediyor, ama daha çok bu mis kokulu sebzelerden güzelim yemekler yapıyordu!

Ben, insanımızın bir fiilimiz, bir eylemimiz sonrasında, neden en çok da, “Eline sağlık!” demesinin sebebini, bu bahçede gördüğüm işler, yorulmalar, yorulmalar, kan ter içinde kalmalar, işi bitirmeden dinlenmemeler, bir şey yiyip içmemeler… Sonrasında daha iyi anladım.

Çünkü her işi, bu beşer parmaklı iki el yapıyordu.

Hani derler ya, “Alet yapabilen tek varlık insandır.”

Yine derler ya, “İnsanın ilk kullandığı alet elleridir.”

 

Yine şair Enver Gökçe der ya,

Sizlere selam olsun

Hürriyeti yazan eller, dizen eller

Sizlere selam olsun makineler

Entertipler, rotatifler, bobinler…

 

Yıldırım Gürses de muhteşem şarkısında ne güzel söyler,

Sallanır dile gelir

Bülbüller güle gelir

Öpülür hale gelir

Konuşan ellerimiz

 

Diyarbekirli Ahmed Arif gelmez mi aklıma!

Evvel Allah bu eller utandırmaz adamı,

Yanan cıgaranın külünü,

Güneşlerde ateş kıvılcımlanan

Engereğin dilini,

İlk atımda uçuran

Usta elleri…

 

Cumhurbaşkanımız, Tokat’ta, bir evin gözel, görkem, asil selamlığında, haremlik-selamlık olmadan, kadınımız, erkeğimiz yan yana tarıma, hayvancılığa dikkat çekmek için çiftçilerle, üreticilerle toplandı, samimi, güzel hoş bir toplantı yaptı.

Çiftçilerle, bacı gardaş gibi konuşuyordu.

Dinliyor, anlıyor, espri yapıyor, sonra bakana, valiye talimat veriyordu. “Bal üreticileriyle, muhtarlarla toplantı yaptığımız salonda bir toplantı yapalım. Bunun hazırlığına başlayın!”

Bir genç kadın, “Sayın Cumhurbaşkanım, eşim öğretmen. Ben ahırımızda kasaplık hayvan yetiştiriyorum.” Cumhurbaşkanımız, “Kaç tane hayvanın var?” diyor. “Yirmi iki Sayın Cumhurbaşkanım” diyor.

Besicilere dönüp, “Uruguay’dan kırmızı et alacağımıza sizden alalım. Biz verir misiniz? Bakanımız çok vicdanlıdır. Zarar görmenizi istemez.” diyor. Hemen orada yeni Bakan’a seslenip dikkatini çekiyor.

Rusya Ukrayna Savaşı tarım ürünlerinin, buğday, ayçiçeğinin ne kadar hayatiyet taşıdığını gösterdi.

Bizim gibi ülkelerde toprağın değersizleştirilmesinin sebebi tarım altyapısını kurmuş ülkelerin kendi tarım ürünlerine pazar açma planıdır.

Bilenler bilir, 90’lı yıllarda tarlasını boş bırakan köylülere dönüm başı karşılıksız para ödeniyordu.

Bunun adına da DGD, Doğrudan Gelir Desteği deniyordu.

Ey kıymetli genç hemşerilerim, ey genç okuyucularım durum böyleyken böyleydi…

Köyler bu yüzden boşaldı, okullar bu yüzden kapandı, çocuklar bu yüzden taşındı işte…

Bu güçlü Devletimiz, köyün maküs talihi yenecek, köylerimizi neşelendirecektir inşallah.

 

 

 

YORUMLAR

s

En az 10 karakter gerekli

Sıradaki haber:

Ramazan’ a kavuştuk…

Veri politikasındaki amaçlarla sınırlı ve mevzuata uygun şekilde çerez konumlandırmaktayız. Detaylar için veri politikamızı inceleyebilirsiniz.