DOLAR

13,5246$%-0.46

EURO

15,4809%-0.99

STERLİN

18,5754£%-0.62

GRAM ALTIN

789,91%-0,67

ÇEYREK ALTIN

1.277,00%-0,91

BİTCOİN

584375฿%-0.14324

İkindi Vakti a 15:15
Malatya AZ BULUTLU -1°
  • Adana
  • Adıyaman
  • Afyonkarahisar
  • Ağrı
  • Amasya
  • Ankara
  • Antalya
  • Artvin
  • Aydın
  • Balıkesir
  • Bilecik
  • Bingöl
  • Bitlis
  • Bolu
  • Burdur
  • Bursa
  • Çanakkale
  • Çankırı
  • Çorum
  • Denizli
  • Diyarbakır
  • Edirne
  • Elazığ
  • Erzincan
  • Erzurum
  • Eskişehir
  • Gaziantep
  • Giresun
  • Gümüşhane
  • Hakkâri
  • Hatay
  • Isparta
  • Mersin
  • istanbul
  • izmir
  • Kars
  • Kastamonu
  • Kayseri
  • Kırklareli
  • Kırşehir
  • Kocaeli
  • Konya
  • Kütahya
  • Malatya
  • Manisa
  • Kahramanmaraş
  • Mardin
  • Muğla
  • Muş
  • Nevşehir
  • Niğde
  • Ordu
  • Rize
  • Sakarya
  • Samsun
  • Siirt
  • Sinop
  • Sivas
  • Tekirdağ
  • Tokat
  • Trabzon
  • Tunceli
  • Şanlıurfa
  • Uşak
  • Van
  • Yozgat
  • Zonguldak
  • Aksaray
  • Bayburt
  • Karaman
  • Kırıkkale
  • Batman
  • Şırnak
  • Bartın
  • Ardahan
  • Iğdır
  • Yalova
  • Karabük
  • Kilis
  • Osmaniye
  • Düzce
a
Bu Sabah TV
Bu Sabah TV
Whatsapp İhbar Hattı

BEN ESMERİ KAYISI İLE

Malatyalı Fahri (Fahri Kayahan), o çok sevilen ‘Sarı Kurdelem’ türkü şarkısında, 'Ben Esmeri fındık ile, Ben Esmeri fıstık ile, Ben Esmeri badem ile beslerim’ diyor ya…

Hasbihan Et

BEN ESMERİ KAYISI İLE

Malatyalı Fahri (Fahri Kayahan), o çok sevilen ‘Sarı Kurdelem’ türkü şarkısında,

‘Ben Esmeri fındık ile,

Ben Esmeri fıstık ile,

Ben Esmeri badem ile beslerim’ diyor ya…

Ben buna çok hayıflanıyorum. Hem de çok.

Şöyle ki; Malatya’nın sanattaki doruğu Fahri Kayahan, bu dillere destan muhteşem türküsünde, fındık, fıstık derken, aklına gelseydi de, badem yerine, kayısı deseydi. “Ben esmeri kaysı ile beslerim.’ deseydi.

Ah! Ah! Ah ki ah!

Deseydi Malatya şimdi bir değil üç Malatya daha olurdu.

Kayseri’den, Antep’ten önde olurdu…

Tabii, o zamanlar Malatya’da kayısının değeri yok.

Bir de mişmiş diyorlardı.

Fındık, badem dururken Malatya’da kim yârini mişmiş ile besler!

Zaten, elin adamı bizde nasıl bizimkinden daha kıymetliyse fındığı fıstığı da kayısımızdan kıymetli.

Bunu aşamadık daha.

Oysa ‘Bildiğin ayranı bilmediğin yoğurda değişme’ diyen de biziz.

Yıllar önce Adana’da yaşayan, Darendeli bir mühendis arkadaşım vardı.

Babasıyla sohbet ederken, arkadaşımın evlenmesinden söz etti.

Danışır gibi oldu.

Dedim ki, ‘Kendi yörenizden kız alın… Bildiğiniz ayranı, bilmediğiniz yoğurda değişmeyin!’

O zamanlar nüfus az, şehirler birbirine uzak, ilişkiler sade, iletişim düşük.

Böyle olunca da evlenmeler çoğun görücü usulleydi.

Arkadaşımın Adana’da evlendi.

Bana dedi ki, “Babam senin sözünden çok etkilenmiş. Darendeli bir kızla evlendim.”

Sonradan arkadaşımın, Adana’da büyük bir iş insanı olduğunu ve bir önemli kuruluşun başkanı seçildiğini öğrenmiştim.

Konu evlenmeye geçti.

Bekar, bayan meslektaşım, bir araba alacağını söyleyip, bilgime başvurmuştu.

On da dedim ki; “Bak, gençsin inşallah yuva kuracaksın. Sana söyleyeyim, erkekler arabasına binmiş gezen bekar kızları özgür takılıyor diye, eş olarak seçmekte biraz duraksar.”

Hani toplumumuzun somut gerçekleri dururken, olması gereken düzeyden söz edemezdim.

Avukat arkadaşım, bir zaman sonra beni arada, “Başkanım sözünü dinledim, araba almadım. Sizi nişanımıza çağırıyorum.’ dedi…

Sarı Kurdeleden, kayısıdan uzaklaştık.

Bu kayısı konusunda, bir de şuna hayıflanırım; “Keşke, muhteşem stadımızın adını, Malatya değil de Kayısıkent koysaydık. Malatyaspor Avrupa’da oynadığında, kayısımız ve Malatyamız dünyada yankılanırdı. ” derim.

Neyse, her şeyin hayırlısı olur inşallah..

BİR SARIŞIN TİLKİ

İki bin on yediydi.

Kapıkaya Turgut Özal  yakınlarında bir doruğa yürürken durdum…

Hem soluklanıyor, hem de çevreyi dinekliyor, gözetliyorum.

Durduğumda, tırmanacağım hedefe,yani karşıma bakmam.

Çünkü, o yorgunluk içinde, daha doğrusu kan ter içinde, hedefe bakıp, ‘Ooo daha çok yol var!’ deyip şevkimi, gücümü üzmem, kırmam.

‘Büyük şeyler’ uzaktan, ‘Hemen şurada!’ denecek kadar ulaşılır görünürler ama gidersin, gidersin bir arpa boyu yol almışsın gibi bir türlü yaklaşamazsın. Sanki daha da uzaklaşır.. O nedenle, önüme bakıp gücümü azaltacağıma, ardıma bakıp, başladığım yerdeki şeylerin ne kadar ufaldığını görür, başarıma sevinir, gücüm, güvenim yenilenir yeni başlamış gibi ilerlemeye devam ederim.

Fotoğrafı çekilecek bir şey gördüğümde, durup makinemi çantasından çıkarır, fotoğraf çeker, soluklanır, sonra da makineyi kılıfına yerleştirip yoluma devam ederim.

Böyle yürürken, dedim ki kendi kendime, ‘Fotoğraf makinesini çantasından çıkarıp boynuma asayım. Dalda, taşta bir kuş, başka bir hayvan görünce çantadan çıkarana kadar o hayvan uçup, kaçıp gidiyor.

Nitekim yarım saat kadar önce bir keklik hızlı tin tinlerle önümden geçip, bir kare olsun görüntüsünü alamadan izini kaybettirmişti.

Kaçırılacak durumuydu bu…

Ne kadar üzülmüştüm.

O sıra makineyi daha yeni çantasına yerleştirmiş olduğumdan, ‘Bir dahaki duruşta çıkarır, hazır boynuma asarım’ deyip yoluma devam ettim.

Bir süre sonra durup, elim fotoğraf çantasında, öyle geldiğim yöne doğru bakarken, bir sarışın güzel tilkinin yirmi metre kadar ötemde, bizim Kanal boyunda gezindiğimiz gibi, kendi havasında yürüyüp geldiğini görmedim mi!

Bu benim için müthiş bir andı.

Allah’ın bana bir lütfu…

Hayvan beni görür görmez olduğu yerde durdu.

Gözünü dikti, bana bakıyor. Ben de ona.

Elim fotoğraf çantasında, hiç kıpırdamadan öyle duruyorum. Bakışlarımız sürüyor. Çantayı açmak için bir iki çalışma yaptım. Hayvan bu kıpırtıdan kuşkulanıp yürümeye başladı. Tekrar durdu. Yine bakmaya başladı. Ben, ürkütmeden, hafif hafif fotoğraf makinesini çıkarmaya çalışıyorum. Çıkardım. Gözüme doğru götürürken, yani hareket büyüyünce tilki aşağı doğru süratle kaçmaya başladı. Ben birkaç kez deklanşöre bastım…

Ufak da olsa bir-iki kare alabilmiştim.

Bir seferinde de, sırtımda olta torbam, boynumda fotoğraf makinem bir çay boyunda, uygun, kimsenin uğramadığı bir balık yeri bulmak için ilerliyorum.

Çayın iki yanı da dağ, yamaç.

Gide gide kıyı daraldı ve önüme, suyun sürükleyip getirdiği çalı çırpıyla, güçlü bir şekilde kapanmış bir engel çıktı.

Zorluğu göze alıp engeli aşabilirdim.

Gideyim mi, döneyim mi, burayı aşmaya değer mi, ileride daha iyi bir balık yeri bulma olasılığı nasıl diye durup düşünürken, önümdeki çalılıktan hışırtılar gelmeye başladı ve çalının arka yanından bir domuz çıktı, hızla ilerlemeye başladı, ardından bir daha, bir daha. Altı domuz suyu geçip karşı yamaca doğru çıkmaya başladılar.

Ve, fotoğraf makinesi yine çantadaydı.

Elimden gelen en kısa zamanda makineyi çıkardım, art arda tepeyi tırmanan domuzların küçük de olsa fotoğraflarını çektim.

Atalarımız ne güzel söylemiş, ’Bugünkü işini yarına bırakma’, ‘Acelesi yok. Sonra yaparım deme’ diye.

Ben, aklıma geldiği zaman, erinmeyip düşündüğüm gibi makineyi çantasından çıkarıp boynuma assaydım, o tilkinin, o domuzların çok sayıda, çok güzel fotoğraflarını çekebilirdim.

Neyse, bu kadarına da şükür…

 

 

 

YORUMLAR

s

En az 10 karakter gerekli

Sıradaki haber:

YENİ MALATYASPOR NASIL KURTULUR?

HIZLI YORUM YAP

Veri politikasındaki amaçlarla sınırlı ve mevzuata uygun şekilde çerez konumlandırmaktayız. Detaylar için veri politikamızı inceleyebilirsiniz.