DOLAR

16,5637$% -2.02

EURO

17,5544% -1.65

STERLİN

20,3819£% -1.71

GRAM ALTIN

970,36%-2,18

ÇEYREK ALTIN

1.589,00%-3,87

BİTCOİN

343846฿%-5.03129

Akşam Vakti a 20:01
Malatya PARÇALI AZ BULUTLU 24°
  • Adana
  • Adıyaman
  • Afyonkarahisar
  • Ağrı
  • Amasya
  • Ankara
  • Antalya
  • Artvin
  • Aydın
  • Balıkesir
  • Bilecik
  • Bingöl
  • Bitlis
  • Bolu
  • Burdur
  • Bursa
  • Çanakkale
  • Çankırı
  • Çorum
  • Denizli
  • Diyarbakır
  • Edirne
  • Elazığ
  • Erzincan
  • Erzurum
  • Eskişehir
  • Gaziantep
  • Giresun
  • Gümüşhane
  • Hakkâri
  • Hatay
  • Isparta
  • Mersin
  • istanbul
  • izmir
  • Kars
  • Kastamonu
  • Kayseri
  • Kırklareli
  • Kırşehir
  • Kocaeli
  • Konya
  • Kütahya
  • Malatya
  • Manisa
  • Kahramanmaraş
  • Mardin
  • Muğla
  • Muş
  • Nevşehir
  • Niğde
  • Ordu
  • Rize
  • Sakarya
  • Samsun
  • Siirt
  • Sinop
  • Sivas
  • Tekirdağ
  • Tokat
  • Trabzon
  • Tunceli
  • Şanlıurfa
  • Uşak
  • Van
  • Yozgat
  • Zonguldak
  • Aksaray
  • Bayburt
  • Karaman
  • Kırıkkale
  • Batman
  • Şırnak
  • Bartın
  • Ardahan
  • Iğdır
  • Yalova
  • Karabük
  • Kilis
  • Osmaniye
  • Düzce
a
Bu Sabah TV
Bu Sabah TV

KÜRESEL SOYUNDURMA PROJESİ

0

BEĞENDİM

ABONE OL

İslam fıtrat dinidir. Getirdiği bütün ilkeler hayırdır, berekettir, rahmettir, adalettir. Bireyin, ailenin ve toplumun yararınadır. Kişinin dünya ve ahiret mutluluğunu sağlamak içindir.

İslamın yasakladığı ve hoş görmediği durumlar ise insanlar için hep zararlıdır. Dünya hayatlarında huzursuzluğa sebep olduğu gibi ahireti de kaybetmeye neden olur.

Müslüman şöyle inanır; nerede bir güzellik, iyilik varsa İslam ona davet etmiş, teşvik etmiş, ona giden yolları kolaylaştırmıştır. Nerede bir kötülük, fuhşiyat varsa da onu yasaklamış, ona götüren yolları da yasaklamıştır.

İslam aynı zamanda gerek erkek olsun gerekse kadın olsun insana değer vermiştir. Onurunu ve iffetini korumasını istemiştir.

İslam’ın kadına verdiği en büyük değerlerden biri de bedenini bir teşhir ve tahrik aracı olmaktan çıkartıp onu adeta bir mücevher gibi, bir yakut gibi koruması, saklaması ve bunu tesettürle taçlandırmasıdır.

Açılıp saçılan, na mahrem gözlerin şehvetini kışkırtan bir kadın değildir İslam’ın önerdiği kadın.

Sözüne, yürüyüşüne, sesine dikkat eden ve bedenini sadece helaline saklayan ve süsleyen bir kadındır İslam’ın önerdiği kadın.

İslam açılıp saçılmayı,  kendini deşifre etmeyi ‘cahiliyye adeti’ olarak niteler. Şeytanın kadına kurduğu en büyük tuzaklardan biridir açılıp saçılmak.

Maalesef yaşadığımız bu çağda açılıp saçılmak  ‘modernlik’ ve ‘medeniyet’ olarak topluma dayatılmaya çalışılmaktadır.

Daha da korkunç olan devasa tekstil ve giyim firmalarının ağız birliği yapmışçasına ürünlerini tamamen moda ismi altında açık seçikliği teşvik eden ürünleri üretmeleridir.

Bu hususta Mehmet Akbulut’ hocamızın söyledikleri çok manidardır ve toplumdaki bir yarayı ve tehlikeyi bizler belirtmektedir.

Nasıl giyineceğinize karar veren bir üst akıl var galiba. Bunu nereden mi çıkardım? Çünkü elbise almaya girdiğim mağazalarda kendime göre elbise bulmakta zorlanıyorum. Şöyle istersen sıkıntı yok:

  1. İçine birkaç kişinin yardımıyla girebileceğin daracık pantolon.
  2. Adına slim fit denilen kolların havada karnını, göbeğini kuzine soba gibi gösteren gömlek.
  3. Göbeği açıkta bırakan kelaynak kuşu tarzı oradan buradan yırtılmış, savaştan çıkmış görüntüsü veren güdük elbiseler.
  4. Kısacık şortlar…

Şöyle bol bir pantolon, vücudu sarmayan gömlek isteyince başka gezegenden gelmiş gibi bakıyor tezgahtar.

Demek oluyor ki küresel soyundurma aklı nasıl istiyorsa öyle giyiniyor millet. Dindar olsun olmasın hiç fark etmiyor artık.

Bakalım bu işin sonu ne olacak?

Devamını Oku

Biz Kitabımızı Ne Hale Getirdik Böyle?

0

BEĞENDİM

ABONE OL

Biz Kitabımızı Ne Hale Getirdik Böyle?

Rabbimiz Kur’anı neden gönderdi. Kurana saygı nasıl olmalı. Kuran’ın asıl değeri ve kıymeti nasıl olmalı gibi sorulara en güzel cevabı kıymetli hocamız Abdulaziz Kıranşal’in kaleminden okuyalım.

Bir kitap düşünün ki, cenazede okunuyor, düğünde okunuyor, siyasi toplantıların açılışında okunuyor, ticarethane ve eğitim kurumlarının temel atma törenlerinde okunuyor, Kur’an kurslarında, medrese ve ilahiyatlarda okunuyor ve hatta ses yarışmalarında bile okunuyor ama siyasette yok, kanunlarda yok, hukukta yok, aile hayatında yok, nafakada, mirasta yok, ekonomide yok, eğitimde yok, ahlâkta yok…

Yoksa biz kitabımızı, cenazelerde ölülere okunan ama dirilere ne dediğiyle pek de kimsenin ilgilenmediği bir kitap haline mi çevirdik? Oysa bizim kitabımız, yaşayanların tüm yaşam alanlarını kapsayan ve bu alanlara dair terk edilemeyecek hükümler ortaya koyan, tüm dirilere hitap eden ve hükümleri eskimeyen bir kitap olarak gönderilmemiş miydi?

Biz kitabımızı, ticarethanelerin açılışlarında okunan ama bu ticarethanelerin kasalarına, hesaplarına, çeklerine, senetlerine, alacaklarına, vereceklerine, borçlarına, kârlarına, patronlarına karışamayan bir kitap haline mi getirdik? Oysa bizim kitabımız, ticaretin bizzat kurallarını belirleyen ve düzenleyen, haramı, helali ortaya koyan bir kitap olarak gönderilmemiş miydi?

Biz kitabımızı, nişan ve düğün törenlerinde okunan, ama düğün bittikten sonra evlenenlerin aile hayatında kimsenin açıp da yüzüne bile bakmadığı bir kitap haline mi getirdik? Oysa bizim kitabımız, nişandan düğüne, aile hayatından boşanmaya kadar evliliğin her merhalesine dair hükümler koyan bir kitap olarak gönderilmemiş miydi?

Biz kitabımızı, süslü ve işlemeli örtüler içerisinde, evin en güzel duvarının en yüksek yerine asılıp bir daha indirilmeyen bir kitap haline mi getirdik? Oysa bizim kitabımız, o evin içindeki karı koca ilişkilerine, çocuk eğitimine, izlenen dizilere, girilen internet sitelerine, yapılan telefon görüşmelerine dahi müdahil olan bir kitap olarak gönderilmemiş miydi?

Biz kitabımızı, siyasi, ekonomik ve uluslararası toplantıların açılışında okunan, ama bu toplantılarda alınan kararlarda zerrece dikkate alınmayan bir açılış kitabı haline mi getirdik? Oysa bizim kitabımız, siyasetin, ekonominin ve milletlerarası hukukun tamamına dair söyleyecek sözü olan, hükümleri, emirleri, talimatları ve düzenlemeleri olan bir kitap olarak gönderilmemiş miydi?

Biz kitabımızı, eğitim kurumlarının, resmi dairelerin ve kamu kuruluşlarının temel atma törenlerinde okunan, ama temel yükselip de binalar bittiğinde ne bu binalardaki eğitime ne resmi dairelerin işleyişine ne de kamu kuruluşlarının çalışma sistemine karışamayan bir kitap haline mi getirdik? Oysa bizim kitabımız, eğitime de müfredata da resmi yazışmalara da kanun hükmünde kararnamelere de müdahale eden bir kitap olarak gönderilmemiş miydi?

Biz kitabımızı, ilahiyatlarda, akademik faaliyetlerde, tez çalışmalarında, makalelerde üzerine ciltler dolusu yazı yazılan ama iş uygulamaya geldiğinde şu ayeti tarihseldir, şu ayeti günümüze uymaz, şu ayeti kanunlara terstir, şu ayeti modernistliğe aykırıdır, şu ayeti kadın haklarına aykırıdır denilip, kırpıla kırpıla kuşa çevrilen bir kitap haline mi getirdik? Oysa bizim kitabımız, her harfi, her ayeti ve her suresiyle tazeliğini, canlılığını, sorun çözücülüğünü ve hüküm koyuculuğunu devam ettiren bir kitap olarak gönderilmemiş miydi?

 

Biz kitabımızı, medreselerde, İslami ilimler merkezlerinde fiilinden failine, mübtedasından haberine kadar bir Arapça dilbilgisi kitabı gibi didik didik edilen ama iş siyasette, hukukta, ekonomide hükümlerinin uygulanmasına gelince pek de üzerinde durulmayan bir kitap haline mi çevirdik? Oysa bizim kitabımız, noktasından virgülüne hayata hâkim olması gereken bir kitap olarak gönderilmemiş miydi?

Biz kitabımızı, hafızlar tarafından ezberlenilen, Ramazanlarda mukabele yapılan, mevlitlerde okunan ve hatta ses yarışmalarına malzeme olan bir kitap haline mi getirdik? Oysa bizim kitabımız, hıfzedilen her ayetinin hayata da tatbik edildiği, Ramazan’da yapılan her mukabelenin Ramazan’dan sonraki on bir ayda uygulandığı, güzel okuma yarışmalarına konu olmaktan ziyade güzel yaşanılması için gönderilmiş bir kitap değil miydi?

Allah bizi affetsin! Böyle giderse, “Ve Peygamber de dedi ki: Ey Rabbim! Şüphesiz ki, benim kavmim bu Kur’an’ı terk ettiler” (Furkan, 30) hitabına muhatap bir toplum olacağız…

Devamını Oku

Bu sonu biz kendi ellerimizle hazırladık.

0

BEĞENDİM

ABONE OL

Bu sonu biz kendi ellerimizle hazırladık.

Son dönemlerde ülke olarak yaşadıklarımıza bakınca şu fotoğrafı görmemek mümkün değil. Ülkenin en önemli kentlerinden biri olan belki de Dünya’ya açıldığımız kapımız olan İstanbul’un bebek sahilinde yaşananlar. Gündüz kuşağında şahit olduğumuz ve hep beraber sohbet malzemesi haline getirdiğimiz rezaletler. Şimdi bunlar bu yazıya sığamayacak kadar çok ve en kötüsü de bu olaylar sadece bir kaç gün içinde yaşandı. Ama toplumsal bir refleks veremedik. Veremiyoruz. Verebileceğimiz yönünde bir umudumun olduğunu da söyleyemem. Peki bu basiretsizliğimizin önündeki koca engellerin kalkması için daha neler yaşamamız gerekecek?

Hissetmemiz ve problem etmemiz için yaşadıklarımızın illa ekonomik bir yönünün olması mı gerekiyor?

Peki bunlar niye oluyor?

Çocuklarımız Kur’ân-ı Kerim niye tekmeliyor. Öncelikle şunu ifade edeyim; Olayın iç yüzünü net olarak bilmediğimden dolayı gençleri hedef haline getirmeyi, dışlamayı ve ağır bir dille kınamayı doğru bulmuyorum. Gençliğin sarhoşluğu bunu onlara yaptırmış olabilir. Bu durum onların hatalı olduğunu değiştirmiyor. Hangimiz hatalı değiliz. Düşünelim! Biz günde Kur’ân’ın kaç hükmünü çiğneyip umursamıyoruz. Bu yaşananlar bize şu mesajı veriyor: Gençlerimize sadece Kur’ân-ı Kerim’i değil, herhangi bir kitaba karşı bile böyle bir tavır sergilenmemesi gerekliliğini anlatamamışız. Biz hocalar, vaizler, öğretmenler, sanatçılar ve en önemlisi ana-babalar olarak örnek olamamışız.

Bu sonu biz hazırladık. Aslında onlar Kur’ân-ı Kerim’i değil, bizi tekmeliyor. Aslında onlar Kur’ân-ı Kerim’i gözardı eden, seslendirmenin ötesine geçemeyen, hükümlerini hayatla buluşturmayan, mezarlıklara has kılınmış hale getirilen, sosyal hayata, ibadete ve ahlaka dahil edilmeyen tutumlarımızı tekmelediler. Birbirine merhamet etmeyen kalplerimizi, her krizden fırsat devşirmeyi ahlak haline getiren akıllarımızı ve git gide Kur’ân’dan uzaklaşan hayatlarımızı tekmelediler. Tenkit edilebilir yanları olmakla beraber Ecdadımızın Kur’ân’a kitap olarak verdikleri kıymet malum. Bu topraklara onların irfanı çok şey kattı. Biz bu kadar ileri gitmişken nasıl böyle geri kaldık? Biz ne zaman bu kadar sağır kesildik?

Çocukları bu hale biz getirdik. Oturup sohbet etmek yerine ellerine telefon ve tabletleri tutuşturduk. Onları anlamak yerine onlara konforlu bir hayat sunmanın iyilik olduğunu sandık. Biz ne ektiysek onu biçiyoruz. Toplum olarak çiğnediğimiz, hayatımızdan uzaklaştırdığımız ve gözardı ettiğimiz Kur’ân’a gençlerimizin saygı göstermelerini bekleyemeyiz.

Devamını Oku

SİZLERİ TAMAMEN SAPTIRMAK İSTEYECEKLER.

0

BEĞENDİM

ABONE OL

SİZLERİ TAMAMEN SAPTIRMAK İSTEYECEKLER.

Bugün ‘sekülerleşme’ diye ifade edilen dünyevileşme olgusu ‘imanları’ tehdit ediyor. Sekülerleşmekte dini ve Allah’ı bireysel ve sosyal hayatın dışına çıkarma tehlikesi söz konusudur.

İnsanoğlu adeta içinde Allah’ın olmadığı bir dünya kurmak istiyor ve orada her türlü yasaktan uzak nefsani ve şeytani duyguların egemen olduğu bir hayat arzulamaktadır. Bu mümkün müdür bilinmez ama dünyanın genel gidişatı o istikamettedir. Hiç bir kutsalı tanımayan, sadece nafsani lezzetleri önemseyen bir hayat tarzı. Alçaldıkça alçalan, hiçbir bir değere aldırış etmeyen, haya damarlarının tamamen çatladığı bir toplum.

Aslında Rabbimiz bizlere şehvetleri ve arzularına köle olanların toplumu bu anlamda saptırmak istediklerini, sadece kendilerinin sapmalarıyla kalmayacaklarını, kendilerine benzerler oluşturmak için gayret edeceklerini bizlere haber veriyor.

Şehvetleri peşinde koşanlar sizleri tam bir saıpıkla saptırmak istiyorlar. Nisa 27.

İlk önce haya, utanma perdesini yırtacaklar, özellikle bu konuda kadın üzerine yoğunlaşacaklar, onu yırttıktan sonra gerisi daha kolay olacaktır.

Peygamberimiz: Utanma duygusu kalktıktan sonra dilediğini yap artık ‘ diyor.

Yani insanı koruyan, kadını muhafaza eden utanma ve haya perdesidir onu kaldıran, onu tanımayan her şeyi yapamaya elverişlidir artık, hiçbir güç o genci o kızı tutamaz artık.

Şaka ve espri adı altında en mahrem ailevi konular sosyal medya mecralarında normalleştiriliyor.

Bunun bir adım sonrası ne kadar curufat ve pislik varsa artık toplumun kültürü ve hayat tarzı haline geliyor.

İnsanların ağızlarındaki küfürlere, şakalara bakın, hepsi sin kaflı !

Bu toplu bir günde buralara gelmedi.

Sapıklığın, çirkefin dibine kadar sizleri  ve çocuklarınızı götürmek istiyorlar.

Bir defa günah işlemekle ya da işlettirmekle kalmayacaklar.

Günahın, çirkefin şehvetin ve sapıklığın, medyasını, sinemasını, tiyatrosunu ve bütün altyapısını kuracaklar hatta ve hatta bütün bunları koruyacak, güvence altına alacak, Allah’a daha kolay isyan edebilmek için uluslararası kanunlar yapacaklar ve bu yasaları bütün devletlere ‘kadını koruma’ özgürlükleri koruma’  ‘çocukları koruma’ gibi masum gibi görünen ama zehirli ve tamamen çirkef olan başlıklar üzerinden bütün herkese dayatacaklar. Karşı çıkanları, eleştirenleri yine kendi yasalarıyla cezalandıracak, yobaz ve aşırı dinci, tutucu, muamelesi yapacaklar.

Bu şekilde senin doğurduğun, bin bir çileyle büyüttüğün evlatlarını senden alacaklar ya da almaya çalışacaklar.

Senin kızının giyinişine sen karışamayacaksın, onlar karar verecekler.

Sen asla hiçbir ahlakı, değeri çocuklarına onların deyimiyle dayatamazsın.

 

Zaten onların oluşturdukları medya, tiktok ve diğer sanal ve yalan mecralar nasıl bir hayat tarzı yaşayacaklarını çoktan onların zihnine nakşetmiş olacaklar bu arada.

 

Kardeşlerim !

İnanın bütün bunları yazarken içim kan ağlıyor, yüreğim yanıyor ama böylesi bir gerçekle karşı karşıyayız.

Okula, Dersaneye, Üniversitesi’ye gönderdiğimiz çocuklarımıza dikkat edeceğiz, ortamlarına, arkadaş çevrelerine, şakalarına, giyim tarzlarına, kiminle oturup kalktıklarına.

Şunu unutmayalım ki Şeytan ve  batıl ehli hiç bir zaman duramayacaklar.

Hak ve hidayet ehli de hiç durmamalı ve mücadelesini yapmalı.

Dünya böylesi bir yer, imtihan hep sürecek.

Rabbim bizleri ve neslimiz muhafaza eylesin.

Devamını Oku

CENNET

0

BEĞENDİM

ABONE OL

CENNET

Rabbimiz bu dünya hayatımızda her birimize bir sınırlı ömür vermiştir ve bu dünya hayatında bizleri imtihan edeceğini bu imtihan sonucuna göre de bizleri ahirette ya Cennet’le mükafatlandıracğını ya da Cehennem’le cezalandıracağını bizlere hem Kuran’da belirtmiş hem de Peygamberinin diliyle bizlere anlatmıştır.

Rabbimiz çok net bir şekilde insanların ahretteki durumunu bizlere şu şekilde beyan etmiştir:

1- Cennetle müjdelenenler.

2- Cehenneme sürüklenenler.

3- Kitapları sağdan verilenler.

4- Kitapları soldan verilenler.

5- Yüzleri ak olanlar, Rablerinin cemaline bakanlar.

6- Yüzleri simsiyah, kaskatı kesilenler.

Ölümden sonra bizleri bekleyen iki tercihimiz var. Bir üçüncüsü asla yoktur. Cenneti de Cehennemi de bu dünya hayatında kazanacağız. Dünya hayatımız çok kısa olmasına rağmen bizim için ebedi hayatımızı kazanmamız veya berbat etmemize vesile olacak bir yer.

Sizi boşuna yarattığımızı ve bize tekrar döndürülmeyeceğinizi mi sandınız? Hud, 115.

Rabbimiz yerleri, gökleri, bütün kainatı asla boşuna ve bir oyun ve eğlence için yaratmadı.

Bunca peygamberi ve kitabı gereksiz yere göndermedi.

Rabbimiz bizleri ahiret hayatına hazırlamak istiyor, daha doğrusu Cennetine almak istiyor, bizlere merhamet etmek, ikram etmek, onurlandırmak istiyor.

Kardeşlerim!

Hepimiz Cennet’i istiyor ve bunun için dua ediyoruz.

Kuran’ın hemen hemen her sayfasında belki de bazen çoğu ayetinde Rabbimiz bizlere hep cenneti anlatıyor, tasvir ediyor ve orada müminlere ikram edeceği gözalıcı muhteşem güzelliklerden bahsederek gözümüzü, gönlümüzü hep oraya çevirmemizi bizlerden istiyor.

Asıl mutluluğun, kurtuluşun, başarının ancak ve ancak Cennet’i kazanmakla mümkün olacağını bizlere hep hatırlatıyor.

Kim cehennemden uzaklaştırılıp cennete konulursa, gerçekten o kurtuluşa ermiştir. A. İmran, 118.

Cennet kelimesi başlı başına Kuran’da 147 defa geçiyor.

Kaldı ki Cennet’in başka isimleri ve sıfatları da var onlar da yüzlerce defa bizlere hatırlatılıyor.

Peygamberimiz de dualarında Allah’tan hep Cenneti ister ve Cehennem azabından Allah’a sığınırdı.

Hatta sahabesine: Allah’tan istediğinizde Firdevs Cennetini isteyin çünkü o Cennetlerin en üstünüdür’ derdi.

Muaz Peygamberimize gelip: Ey Allah’ın Resulü bana öybir şey söyle ki onu yaptığımda Cennete gideyim diye sorduğunda, peygamberimiz: Ey Muaz sen çok önemli ve büyük bir işi sordun fakat o Allah’ın kolay kıldıklarına kolaydır diye cevap verdi.

Yine bir bedevi peygamberimize bana Cennete nasıl gideceğimi anlat diye sorduğu zamana peygamberimiz o kişinin zekasını ve sorusunu taktir etmiş ve çok önemli bulmuştur.

Yasir ailesi işkenceler altında inim inim inlerken Peygamberimizin onalara en büyük tesellisi:

– Ey Yasir ailesi!

Birazcık daha dayanın, sabredin sizin asıl yeriniz Cennet’tir.

İslam alimleri Peygamberimize sahabenin en çok sorduğu sorunun:

Bizlere öyle bir şey söyle ki onu yaptığımızda Cennete gidelim!

Cennette seninle beraber olalım!

Peygamberimiz savaşta bir sahebeye bir miktar mal veriyor ama o şöyle karşılık veriyor:

Ben anlımdan vurulup Cennete gitmek için sana geldim, bu dünyalıklar için değil.

Kur’an’ın gündemi, peygamberimizin ve onun sahabesinin gündeminde hep Cennet vardı.

Peki, bizim gündemimizde de var mı?

Cenneti tefekkür edip özlüyor muyuz?

Asıl yurdumuzun Cennet olduğuna hakikaten inanıyor muyuz?

Kardeşlerim!

Belki de hayatın en önemli ve can alıcı sorusu şudur:

Hangi ameller beni Cennet’e götürü?

Bu imanım beni Cennete taşıyabilir mi?

İnşallah bu yazı dizisinde bizleri Cennete götürecek amelleri sizlere anlatmaya çalışacağım.

Rabbim bizleri Cennet ehli olanlardan eylesin.

Devamını Oku

Veri politikasındaki amaçlarla sınırlı ve mevzuata uygun şekilde çerez konumlandırmaktayız. Detaylar için veri politikamızı inceleyebilirsiniz.