DOLAR

9,2759$%0.14

EURO

10,7539%0.03

STERLİN

12,7546£%0.01

GRAM ALTIN

525,36%-0,18

ÇEYREK ALTIN

8.384,98%-1,14

BİTCOİN

581308฿%2.91444

Öğle Vakti a 12:17
Malatya AZ BULUTLU 17°
  • Adana
  • Adıyaman
  • Afyonkarahisar
  • Ağrı
  • Amasya
  • Ankara
  • Antalya
  • Artvin
  • Aydın
  • Balıkesir
  • Bilecik
  • Bingöl
  • Bitlis
  • Bolu
  • Burdur
  • Bursa
  • Çanakkale
  • Çankırı
  • Çorum
  • Denizli
  • Diyarbakır
  • Edirne
  • Elazığ
  • Erzincan
  • Erzurum
  • Eskişehir
  • Gaziantep
  • Giresun
  • Gümüşhane
  • Hakkâri
  • Hatay
  • Isparta
  • Mersin
  • istanbul
  • izmir
  • Kars
  • Kastamonu
  • Kayseri
  • Kırklareli
  • Kırşehir
  • Kocaeli
  • Konya
  • Kütahya
  • Malatya
  • Manisa
  • Kahramanmaraş
  • Mardin
  • Muğla
  • Muş
  • Nevşehir
  • Niğde
  • Ordu
  • Rize
  • Sakarya
  • Samsun
  • Siirt
  • Sinop
  • Sivas
  • Tekirdağ
  • Tokat
  • Trabzon
  • Tunceli
  • Şanlıurfa
  • Uşak
  • Van
  • Yozgat
  • Zonguldak
  • Aksaray
  • Bayburt
  • Karaman
  • Kırıkkale
  • Batman
  • Şırnak
  • Bartın
  • Ardahan
  • Iğdır
  • Yalova
  • Karabük
  • Kilis
  • Osmaniye
  • Düzce
a
Bu Sabah TV
Bu Sabah TV
Selahattin SARIOĞLU

Selahattin SARIOĞLU

14 Ekim 2021 Perşembe

ROMANLAR GELİR KONARDI…

23/09/2021
0

BEĞENDİM

ABONE OL

ROMANLAR GELİR KONARDI…

Çocukluğumda, Dilek çevresinde, Çingeneler bizden farklı özellikleri, farklı yaşam biçimleriyle hep ilgimi çeker, kafama takılırdı.

Hala da çok ilgimi çeker, yaşayan bir tarih gibi kafama takılır.

Bir de şu çokça; bu yaşamlar,  bu gidip gelmeler, bu susuz, lavabosuz, banyosuz çadırlar neden incelenmez, tvcilerin dikkatini çekmez diye… Elbet bir nedeni vardır…

Her yıl, mayıs sonu, haziran başı dedimi, at, eşek, katır sırtında hep aynı yerlere gelir, konar-yerleşirlerdi.

Buralar, köy merkezinden, ekili-biçili yerlerden, bağdan-bahçeden uzak; ama su başına, ana yola yakın ve taşlık, sahibi olmayan, bir başka deyişle Devletin hüküm ve tasarrufundaki (hukuksal adla)yerlerdi.

Kadınları-kızları, hareketli, çabuk, kilosu olmayan, altta ayak bileğinde lastikli, basmadan pantolon şalvar karışımı bir giysi, üstte inceliğini de gösterecek biçimde belden bağlamalı fistan, başta yine alın çevresinden sarılarak arkada bağlanmış uzunca bir örtü, örtünün altından sırtta topuklara değin olmasa da uzamış ve birkaç örgüsü olan saçlar.

Yüzün her yerinde, çenede, alında ve ellerin üstünde ve parmaklarda çok sayıda dövme (lögün) bulunurdu.

Omuzda beyaz bir torba, bir elde köpekler ve yürümede kolaylık için deynek , bir elde de kalbur, elek, kasnak.

Köylere iner, çoğu açık kapılardan teklifsiz evlere girer; hemen bir yere oturur, soluklanır. Bu arada ev kadınından ‘soğuk suyun var mı’ diye su ister, ayran ister. Durum uygunsa, örneğin yemeğe rastlamışsa ya istemeden ya da isteği üzerine önüne bir miktar yemek getirilir, böylece karnını da doyurur.

Kapı kapalıysa ve onun geldiği anlaşılırsa ne kadar vurursa vursa kapı açılmaz; söylenerek, çoğun küfürler sayarak başka bir kapıya gider.

Çingene kadınlar tek başlarına dolaşmazlar, hep ikili çıkarlar.

Evlerden, bulgur, yarma, un, ekmek, yağ, kavurma isterler; dilenir-döşürür çocuklarını, kocalarını beslerler!

Bir gün Adana’da, Romanların yerleşik olduğu bir semtten dolmuşa binen bir romanın sürücüyle sohbet ederken, “Bir kadın, canı istediğinde kocasına bir tavuk çalıp getirebilmelidir!” dediğini hiç unutmam.

Bu anımı, bir tespit babında yazıyorum.

Okuma okumak (Rize söyleyişi), mektep-medrese diye bir şey zaten söz konusu değildir.

Akşam, gün batma sıraları çadırlar bölgesi çok hareketli olur; bir koşuşmaca yaşanır adeta. Ocaklar tüter, yemekler pişer. Beri yanda bir kadın çocuğunu açık havada ağlata ağlata yıkar, diğer yanda bir başka kadın bulaşık yıkar, varsa bir keçisi onu sağar.

Çadırların dört yanı açıktır. Birbirine on beş, yirmi metre uzaklıkta kurulurlar.

Erkekler ortada görünmezler.

Kocalardan için ‘Cingen ağası’ denir. Çalışmazlar; ellerini sıcaktan soğuğa vurmazlar.

Siyah şalvar, beyaz gömlek giyerler. Başta, köşeli şapka olur.

Ve onların da ellerinde, yüzlerinde kadınlarınki gibi dövme olur.

Yaz böyle geçer.

Bir gün bakarsın ki çadırların yerlerinde yeller esiyor.

Bir yaşamın izleri yerlerde bir süre yaşar.

Ocaklar zamanla soğur, bozulur; taşlarının karalığı zamanla kalmaz…

Şehir yollarında sırtında torbalar, yatak, yorgan, minder, çul-çaput yüklenmiş ve çocuk bindirilmiş eşek, katır, at katarlarına rastlanır.

Bu döngü yinelenir.

Ama şimdi, o hayvan taşıyıcıların yerini eski otomobiller, minibüsler, minibüsten bozma pikaplar almış.

Ve bu döngüde dönenlerin sayısı şimdi çok azalmış ve dahası adlarına da Roman denmeye başlanmış.

 

 

SAF OLUŞTURMAK İÇİN BENİ BEKLİYORLARMIŞ

Geçtiğimiz pazar günü ikindi sıraları, merkezden elli kilometre kadar uzaklıkta, Hisartepe Mahallesi (Köyü) çevresindeydim.

Ezan okundu, on dakika kadar sonra merkeze vardım. Caminin yanında bir kenara aracımı park ettim. Park sorunu yok tabii!

Karşı evin merdiveninden bir vatandaş iniyordu.

-Selamünaleyküm dedim caminin kapısına doğru giderken.

-Camiye mi? diye seslendi.

-Evet, evet camiye! Cemaat dağıldı mı?

-Yeni girdiler, yeni dedi.

Büyük, ana kapıya doğru gidiyordum ki, yan kapıyı eliyle işaret etti.

-Şu kapıdan… dedi.

O kapıya gittim, hızla ayakkabılarımı çıkardım. İçeri girdim. İçeride, sol tarafta naylon çekilerek oluşturulmuş bir bölüm vardı. Her halde, ‘Cemaat az, cami büyük hepsini ısıtmaya gerek yok’ diye yapmışlardı. Bölmenin yanından geçerken içeride birkaç kişi olduğunu gördüm. Rahatsız etmeden geçip, soğuk tarafta bir yerde namaza durdum.

Vakit namazlarının çoğu zaman farzlarını kılarım.

İkindinin dört rekat farzını kıldım. Dua ettim. Kalktım. Naylon oda tarafından, tahtaya vurulur gibi bir ses geldi. Döndüm içeride iki kişi var. Biri beyaz cübbesini giymiş, sarığını takmış hoca. Hoca eliyle,

-Kapıyı gösterip, gel, gel diye beni çağırıyor.

İkindi namazı sekiz rekattır. Sünnet olan ilk dördü önce kılınır. Herkes kendi kendine kılar. Son dört rekat farzdır ve saf tutularak hoca tarafından kıldırılır. Saf oluşabilmesi için de en az üç kişinin olması gerekir.

Onlar sünneti kılmış bitirmişler. Saf oluşturmak içeride beni bekliyorlarmış meğer. Belki de çok beklediler. Bunu hiç düşünmemiştim. Her zamankinden yavaş da kılmıştım; duayı da uzatmıştım. Buna çok üzüldüm.

Hoca ‘gel, gel’ diye çağırırken, mahcup, üzgün bir edayla namazımı tamamladığımı işaret ettim.

-Tamam, bitti dedim.

Hoca hemen anladı. İşaretle vedalaştım, helalleştim ayrıldım.

Veri politikasındaki amaçlarla sınırlı ve mevzuata uygun şekilde çerez konumlandırmaktayız. Detaylar için veri politikamızı inceleyebilirsiniz.