DOLAR

18,0953$% 0.08

EURO

18,2065% -0.44

GRAM ALTIN

1.015,95%-0,53

ÇEYREK ALTIN

1.665,00%-0,53

TAM ALTIN

16.461,55%-0,45

BİTCOİN

387930฿%-8.33045

İmsak Vakti a 04:05
Malatya AÇIK 29°
  • Adana
  • Adıyaman
  • Afyonkarahisar
  • Ağrı
  • Amasya
  • Ankara
  • Antalya
  • Artvin
  • Aydın
  • Balıkesir
  • Bilecik
  • Bingöl
  • Bitlis
  • Bolu
  • Burdur
  • Bursa
  • Çanakkale
  • Çankırı
  • Çorum
  • Denizli
  • Diyarbakır
  • Edirne
  • Elazığ
  • Erzincan
  • Erzurum
  • Eskişehir
  • Gaziantep
  • Giresun
  • Gümüşhane
  • Hakkâri
  • Hatay
  • Isparta
  • Mersin
  • istanbul
  • izmir
  • Kars
  • Kastamonu
  • Kayseri
  • Kırklareli
  • Kırşehir
  • Kocaeli
  • Konya
  • Kütahya
  • Malatya
  • Manisa
  • Kahramanmaraş
  • Mardin
  • Muğla
  • Muş
  • Nevşehir
  • Niğde
  • Ordu
  • Rize
  • Sakarya
  • Samsun
  • Siirt
  • Sinop
  • Sivas
  • Tekirdağ
  • Tokat
  • Trabzon
  • Tunceli
  • Şanlıurfa
  • Uşak
  • Van
  • Yozgat
  • Zonguldak
  • Aksaray
  • Bayburt
  • Karaman
  • Kırıkkale
  • Batman
  • Şırnak
  • Bartın
  • Ardahan
  • Iğdır
  • Yalova
  • Karabük
  • Kilis
  • Osmaniye
  • Düzce
a
Bu Sabah TV
Bu Sabah TV
Selahattin SARIOĞLU

Selahattin SARIOĞLU

18 Ağustos 2022 Perşembe

NE GÜZELSİN ARGUVAN NE GÜZELSİN TÜRKİYE

0

BEĞENDİM

ABONE OL

NE GÜZELSİN ARGUVAN NE GÜZELSİN TÜRKİYE

Geçtiğimiz cumartesi günü, Parçikan, Karaca, Tatkınık, Asmaca, Hakverdi, Çevreli, Sedef Uşağı, Alhançer köylerinin içinden, kenarından geçip, fotoğraflar çekip, “Türkü Diyarı Arguvan’a Hoşgeldiniz” anıtının altından Arguvan’a girdim.

Bir lokantaya varıp, bol etli, çok lezzetli patlıcan tava ve pilavla, kırk liraya güzelce karnımı doyurdum. Bir çay ocağına gittim, çay içtim. Bir arkadaş gördü beni,

-Başkanım kalk çay bahçesine gidelim dedi, kalktık gittik.

Bir masada, CHP önceki ilçe başkanının da olduğu arkadaşları gördük. Oyunlarını bitirmiş, gitmek için ayağa kalkmışlardı.

Bizi görünce hoş beş ettiler, hep birlikte oturduk. Hal hatırdan sonra, bir arkadaş,

-Selahattin Bey, Ak Parti’ye geçtin çok üzüldüm, şimdi seni burada gördüm çok sevindim. Ak Parti’ye niye girdin? Neden CHP içinde durup mücadele etmedin? Neden temel, kurucu ilkelerine sadık kalıp beklemedin? deyince ben,

-Siyasete girmeyelim isterseniz? Ama bu, ‘Ak Parti’ye girmek!’ deyip espriyle başladım söze,

-Birincisi, ‘Kalıp mücadele etseydin!’ demek kolay ama başarılması mümkün olmayan bir teklif. İkincisi, CHP bildiğimiz CHP olmaktan çoktan çıkmış. Daha doğrusu Atatürk’ün kurduğu o CHP, başlangıç ilkelerinden, milletinin değerlerinden kopmuş, bambaşka bir partiye dönüşmüştür. Üçüncüsü, laiklik, kimi çevrelerce, bilinçli olarak Türk Milletini İslam’dan uzaklaştırma amacına hizmet edecek şekilde uygulanmıştır.

Dördüncüsü, şimdiki Atatürkçülerin uyguladığı Atatürk, o Kurtuluş Savaşı’nı kazanan, Türkiye Cumhuriyeti Devleti’ni kuran Atatürk değil; yandaş yapılıp, adına Atatürk denen başka bir insandır.

98’de yazdığım bir yazıda, “Atatürk, bütün bir milletin kalbindeki kahramandır. ADD yaptığı etkinliklere Malatya’daki bütün partilerin il başkanlarını, belediye başkanlarını, bütün muhtarları çağırmalıdır.” dedim. Malatya’da, kahvaltıda,  Ak Parti’ye oy verenlere, “Gericiler, yobazlar, cahiller” diye konuşan ADD Genel Başkanı Tansu Çölaşan’a, kalktım, “Başkanım, halka, vatandaşlarımıza cahil, gerici, yobaz diyemezsiniz.” dedim.

Bakın arkadaşlar, göreceğiz, Atatürk, Ak Parti iktidarında, bu Milletin evladı kimliğiyle hayat bulacaktır. Türkiye, demokrasi, insan hakları, ötekileştirilme, Alevilerin sorunları, adam kayırma, yargı bağımsızlığı vd. her meselenin en köklü şekilde iyileşeceği süreci yaşıyor. Hepsi düzelecek inşallah, Türkiye’m için umut doluyum dedim, devam ettim,

-Hatırlarsınız, Cumhurbaşkanımız, geçtiğimiz 23 Mayıs’ta, aramızdan ayrılmış sanatçılarla sınırlı açılan Türk Müziği Tarihi Sergisi’ni gezmiş, sonra da sanatçı yakınlarıyla bir araya gelip, kırk yıllık ahbap gibi çay içip, sohbet etmişti.

O sohbette, türkülerimizin dorukları olan Alevi sanatçılarımızın yakınları Cumhurbaşkanımıza ne dediler? Kayıttan yazdım. Özetle sunayım dedim, Neşet Ertaş’ın kızı,

-Mamak Belediyesi’nin açtığı Türkiye’nin İlk Konservatuvarı vardı. Burayı müzik müzesi yapabilir miyiz? Müzik müzesi mutlaka olması lazım diyor.

Cumhurbaşkanı, İletişim Başkanına,

-Fahrettin hoca, notunu al bakayım. Onu başkanla bir görüşelim diyor.

Aşık Mahzuni’nin oğlu Ali Mahzuni,

-Sizin nezdinizde Mahsuni ailesi olarak tüm emeği geçen dostlara teşekkür ediyoruz. Bunun ileriki dönemlerde sizin de vesile olmanız kaydıyla daha genişletilmiş olarak halka daha kolay sunulacak alanlarda sunulmasını çok arzu ederiz dedi.

Aşık Veysel’in torunu,

-Bir gün bana plaket vermiştiniz. Anneme selam söylemiştiniz. Bugün de annem, özellikle, ‘Sayın Cumhurbaşkanımıza benim selamımı söyle’ dedi.

O arada, Aşık Veysel’in kızı Hayriye Özer Cumhurbaşkanını arıyor, telefonun hoparlörü açık, Cumhurbaşkanımız,

-Alo. Hayriye Hanım  naslsınız?

-Teşekkür ederim sağolun varolun.

-Ne var ne yok?

-Eylik güzellik. Vallahi sizinle gurur duyuyoruz.   Bu parti kurulduğu an oyumu size kullandım. Haaale de devam eder, sonuna kadar devam eder.

-Allah razı olsun. Sağolasınız varolasınız…

Arkadaşlar hemen atıldılar,

-Erdoğan’ın, Atatürk, Alevi, Cem Evi, yaklaşımı samimi değil, takiyye dediler.

-Size bir şey anlatayım dedim. Aday adayı olarak Ankara’da, mülakatta benimle konuşulurken, aklıma oğlumun düğünü gelmiş,

-Başkanım, oğlumun düğününde, iki nikah şahidimiz vardı, biri Malatya Müftümüz, diğeri Cem Vakfı Başkanımız der demez, heyet başkanı ve Genel Başkan Yardımcısı Ahmet Sorgun bir rüyadan ansızın uyanmış gibi, gözleri buğulu, yüzü pembe, sanki otomatik olarak yerinden yükseldi, büyük bir heyecanla,

-Başkanım bu işte, başkanım bu işte! diyerek sarılmak istedi neredeyse bana.

-Memleketimiz, bu birliğe mecbur. Büyük Türkiye’mizi, büyük medeniyetimizi bu olmadan inşa edemeyiz diyordu.

Bunun üzerine arkadaşlar yine,

-Onun yaptığı takiyye dediler. Ama bu sefer biraz hafif sesle…

-Ben Ak Parti’liyim, bana niye takiyye yapsınlar? Bunları Ak Parti’nin tam kalbinden iletiyorum size…

Türkiye’de bulunan 1585 Cem Evi’ne gidilip, birer birer talepleri alınmış, toplam 8 bin 740 talep belirlenip kağıda dökülmüş, bunların dörtte üçü halledilmiş, kalanları için çalışmalar sürüyormuş. Cumhurbaşkanımızın yakında 8 Cem Evi’nin toplu açılışını yapacağı da bildirilmiştir.

Cem Evleri’nin her türlü sıkıntılarının halledilmesi için valiliklere diğer kurumlara talimat verilmiş. Ayrıca, köylerin su ihtiyaçlarının giderilmesi, yeni yol yapılması istekleriyle ilgili çalışmalar yapılmış.  Cem Evleri’nin bina, tefrişat, bakım onarım, kitap, kütüphane, morg, aşevi, misafirhane, tahsis, imar gibi talepleri de çok büyük oranda karşılanmıştır. Bunlarla ilgili ayrıntılı sayılar açıklanmıştır. Cumhurbaşkanımız, törende,

-Bu ülkenin 85 milyon vatandaşının tamamı Türkiye Cumhuriyeti devletinin birinci sınıf, aynı hak ve imkanlara sahip mümtaz fertleridir vurgusunu da yapmıştır.

Arkadaşlar söze girip,

-Pekiyi niye bir Alevi milletvekili yok, bir Alevi belediye başkanı yok, niye bir Alevi vali yok?

-Göreceksiniz onlar da olacak. Türkiye o yönde ilerliyor. Demokrasi de, demokrasinin argümanları da daha kökleşmemiş. Türkiye’yi yönetebilmek için vatandaşın oyunu almak şartı var. Bunun da bazı hassas noktaları, bam telleri var. Buna dikkat etmek gerekiyor. Ama yaşanan süreç sonunda bütün aksilikler, bütün eksiklikler giderilecek, bütün eksiler pozitife döndürülecektir.

“Biz adam olmayız.”, “Böyle gelmiş böyle gider.” psikolojisindeydik.

Şimdi; kafamızdaki, ayaklarımızdaki prangalardan birer birer kurtuluyoruz, kendimize geliyoruz dedim…

Eksik, fazla yazmış olsam da, konuşmalarımız bu minvaldeydi.

Çok güzel konuştuk, çok güzel ayrıldık…

Ne güzelsin Arguvan, ne güzelsin Türkiye, ne güzelsin Alevim, Sünnim, Büyük Milletim.

Devamını Oku

SAÇINI ISLATIP ISLATIP TARAMA

0

BEĞENDİM

ABONE OL

SAÇINI ISLATIP ISLATIP TARAMA

Kıymetli hemşerilerim, okuyucularım.

Canımdan kıymetli gençler, nasılsınız?

Annemin, Erzurum Kongresi’nin yapıldığı görkemli taş binada olan İnşaat Teknisyen Okulu’nda, yatılı okurken,  kardeşim Sadettin’e yazdırıp gönderdiği, 30 Ocak 1971 Cumartesi günlü mektuptaki hitabı geldi aklıma…

Babamın, annemin ve de eşimin nişanlıyken gönderdiği tüm mektuplar ve benim onlara gönderdiğim bazı mektuplar bende duruyor.

Onları zaman zaman okurum, kardeşlerimle paylaşırım.

Yukarıda tarihini verdiğim mektupta, annem bana şöyle başlamış ve devam etmiş.

“Canımdan kıymetli yavrum,

Nasılsın, iyi misin, inşallah iyidirsin. İyi olmanız için Ulu Allah’a yalvarıyorum.

Bizi soracak olursan çok şükür iyiyiz, işler artık seyreldi.

Ramazan’ı Şerif’in hayırlı olsun yavrum, orucunu tutarsın. Namaz kılacağını da yazmıştın. Buna çok sevindik. Aferim oğlum daima kardeşlerinle beraber çok Ramazan’lar göresiniz inşallah.

Akıllı yavrum, oranın soğuk olduğunu, yazdığın gibi biz de biliyoruz.

Onun için aman, aman yavrum ne olursun sık sık banyo yapma, saçını ıslatıp ıslatıp tarama.

Öyle dert çok ki… Gırip hastalığı birçok halkta var Allah koruya. Seni de bulmaya inşallah.

Söhöre kalkarken yarımtı elbiseni giyipte gitme. İyice giyin, erinme.

Burada da soğuklar biraz başladı. Bazı evler sobayı kurdular.

Gönderdiğin fotoğrafa öpe öpe baktık. Allah bağışlaya. Maşallah aslan gibisin.

Hiçbir şeye kafanı yorma, dersine dikkat et yavrum. Çalışan mahrum kalmaz iyilikten.

Daha yazacak bir şeyimiz kalmadı. Köyde de herkeş kendi aleminde.

Biz de ben ve abin hasretle gözlerinden öperiz, kardeşlerin de ayrı ayrı hürmetle ellerinden öper.

Ulu Allah’a emanet olasınız yavrularım, gözümü yolda koyma acele mektup yaz.”

Babamızı bu mektuptan sekiz ay önce kaybetmiştik.

Annem, en küçükleri üç ve dört, en büyüğü yirmi iki yaşında altı erkek, bir kız yedi çocukla kalmıştı.

Bu annemiz, arazilerimize sahip çıktı, işletti, bizleri okuttu, düğünlerimizi yaptı.

Üç ve dört yaşında olan kardeşlerimizin ikisi de Ankara Hukuk Fakültesi’ni bitirdi.

Annemiz bize hem annelik, hem babalık yaptı hakikaten.

Derdi ki, “Oğlum babanız her sene bir tarla satıp sizi geçindirirdi.”

Ankara’da avukat olan dayım Malatya’ya tatile geldiğinde bir iki sefer bizde içki içince, annem, “Abi, benim çocuklarım babasız. İçki içeceksen buraya gelme!” demişti.

Babam vefat ettiğinde Dilek Muhtarı’ydı. Anneme, “Sende İnönü aklı var” derdi.

Annem de İnönü’nün elini öptüğünü hep söyler, “Elleri pambuh gibiydi” derdi.

Evimizin, dükkanımızın içinde İnönü’nün fotoğrafları asılıydı.

Bir gün kıymetli bir programcı bana ısrarla, “Ak Partiye geçecek misiniz?” diye sorunca, ona, “Ben, İnönü’nün, Atatürk’ün fotoğrafları asılı olan bir evde büyüdüm. Nasıl geçerim?” dedim çok samimi duygularla.

Ben siyaseti, halka, millete hizmetin en etkin aracı olarak bilir ve öyle uygulardım.

CHP’de konuşmalarımda çok kez Ak Parti’yi örnek gösterirdim. Sosyal medya paylaşımlarımda, yapılan güzellikleri fotoğraflarla gösterir, anlatırdım. Kılıçdaroğlu Malatya’ya bir gelişinde, miting alanında bir ilk olarak Turgut Özal’ın adını andı, bir başka gelişinde de yine bir ilk olarak Recai Kutan’ın adını. İkisini de ben bizzat kendisine özellikle önermiştim. O da kabul etmiş ve “Söyleyeyim” demişti.

Bu, Özal ve Kutan anmaları birer ilk olarak Malatya basınımızda dile getirilmişti.

CHP’de bir konuşmamda,  “Ak Parti” kısaltmasını kullandığımda, salondan sesler yükselmiş, “Ak’ı kirletme” diye laf atanlar olmuştu. Basında,”Sarıoğlu’dan zehir zemberek açıklamalar.” diye haber olmuştu.

Oruç tutar, namaz kılardım, bunu gizlemezdim de. Cuma günleri, cami içinden fotoğraf çeker, hutbe konusundan özetler yayımlardım. Bunu yaparken amacım, caminin içini hiç görmemişlere, hocanın neler söyleyebileceğini bilmeyenlere bilgi vermekti.  Ayrıca, olduğun gibi görünüp farklı mezhepli kişiler arasında sevgi, saygı ve hoşgörüye hizmet etmekti.

Ey siyasetçi ne yapmaya, kendini kime göstermeye çalışıyorsun?

Siyaset bu değil tabii.

İnsanlık bu değil tabii.

Siyasal parti bu değil tabii.

Ey canımdan kıymetli gençlerim, Ey Türk Gençliği, duy bunları.

Hani,  Ahmed Arif,

“Bu namustur

Künyemize kazınmış

Bu da sabır

Ağulardan süzülmüş,

Sarıl bunlara

Sarıl da büyü.” diyor ya…

Ne olur,siz de hangi partinin ne yaptığını, hangi siyasetçinin ne olduğunu araştırın, sorun, öğrenin, düşünün ona göre duruş gösterin.

Devamını Oku

AH CHP VAH CKP

0

BEĞENDİM

ABONE OL

AH CHP VAH CKP

Açıl İş Merkezi 6. Katta bulunan CHP İl Binasının zilini ilk defa çaldığımda, kapıyı, partide etkin olan, Yorum Gazetesinde yazdığım yazıları öven, çok yerde memleket meselelerini, siyaseti konuştuğumuz öğretmen açtı.

Vakit 2002 yerel seçimleri öncesiydi.

Kapıyı açtı ama beni görür görmez, nutku tutulmuş, şoka girmiş gibi, yüzüme bakıp, bir şey söylemeden dönüp gitti.

Partiye gelişimden hiç memnun olmamıştı anlaşılan, tatlı tatlı siyaset konuştuğumuz o arkadaş.

“Dışarıda olursan iyisin. İçeri girersen kötüsün” der gibiydi.

Bir zaman sonra, seçime bir gün kala, bir toplantı öncesi törenle üye yapıldım.

Rozetimi rahmetli Niyazi Ergin Gökçe taktı.

Aidatımı ödedim, makbuzumu aldım.

O toplantıda, bir gün sonra yapılacak seçimde küskün seçmenleri sandığa çekmek için bir kişinin televizyona çıkması istendi.

Beni uygun buldular.

Akşam televizyona çıktım.

“Buraya gelirken, Eski Baro Başkanımız Hayrettin Abacı’yla karşılaştım. Benden, ‘Oy namustur. Herkes mutlaka sandığa gidip oyunu kullanmalıdır.’ dememi istedi.  Evet oy namustur. Herkes yarın mutlaka gidip oyunu kullanmalıdır.” diyerek konuşmama başladım.

Böyle demişti üstat.

Hayrettin abi, beni çok severdi.

1999 Seçimlerinde Belediye Başkanı adaylığı açıklandığı günün akşam beni aramış, “Seni Belediye Meclisi Listemde birinci sıraya yazıyorum” demişti. “Olmaz” deyince çok kızmış, “Ne ya, hasta mısın?” demişti. Ben DSP’liydim, hem de kamu görevlisi.

Ofisime geldiğinde, uzun uzun konuşurduk.

Malatya’dan ayrılıp ailesinin yanına gittiğinde de sık sık arar, yine uzun uzun konuşurduk.

Bana, “Malatya’da sadece iki kişiyi arayıp konuşuyorum. Biri Tecdeli Berber Selahattin, diğeri sensin.” diyordu.

Buna benzer bir sözü de, İsmet İnönü Dönemi Milletvekillerimizden Doğanşehirli Rahmetli Mehmet Delikaya söylemişti bana.

Kendisi de avukattı ama güncel bir hukuki konuda, ofisime gelmiş bilgilerime başvurmuştu. Öyle tanışmıştık.

Bir yılbaşı kutlaması için beni aradığında, yeni yılımı kutladıktan sonra, “Malatya’dan bir tek sizi yılbaşı kutlaması için aradım.” demişti.

Üç değerli büyüğüm de şimdi ebedi alemde.

Eski Baro Başkanımız Niyazi Ergin Gökçe’nin cenazesi Adliye önüne getirilmiş, orada bir tören yapılmıştı.

Ertesi gün beni arayan bir meslektaşım gülerek, “Adliye önünde tören… Baro Başkanları ayrıcalıklı mı?” diye söylendi. Ben de,

“Tamam. Anladım. Beni Adliye önüne götürmesinler diye vasiyet edeyim.” deyince parladı,

“Yok yok, sana çok güzel tören yapılır.” dedi heyecanla…

Allah cümlemize hayırlı ömürler versin, oraya hazırlıklı olarak gitmeyi nasip etsin.

Beş yıl önce kaybettiğimiz Abacı, yedi ay önce kaybettiğimiz Gökçe ve üç ay önce kaybettiğimiz Delikaya meslektaşım ve büyüklerimi rahmetle anıyorum. Yerleri Cennet olsun inşallah.

***

Televizyonda nasıl oy kullanılacağını, iptal edilmemesi için mührün nereye basılacağını falan anlattım.

Ertesi gün de parti görevlisiydim, arabamdaki birkaç arkadaşla sandıkları geziyorduk.

İçeriye giriyor, selamünaleyküm, kolay gelsin dedikten sonra, kendimi tanıtıyor, herkesle tek tek tokalaşıyor, partili görevlinin kim olduğunu sorup onunla özel konuşuyordum.

Bazı sandık görevlileri akşam beni televizyonda gördüklerini söylüyorlardı.

Sonra arabaya binip diğer sandıklara gidiyorduk.

Bir arkadaşın ne için olduğunu hatırlamıyorum, “Selahattin Bey, sen de çok doğrucu davutsun.” diyerek adeta yakındığını unutmadım.

Birkaç ay sonra, yaklaşan Merkez İlçe Başkanlığı için aday olmamı istedi bir grup partili. Ben, ”Hiç olur mu? Daha dün geldim partiye.” dedim ama, ne dediysem kabul ettiremedim.

Merkez İlçe Başkanlığını kazanan kişinin yazdığı delegeler, daha sonra yapılacak il başkanlığı seçiminin belirleyicisi oluyordu.

Ben belli başlı yerlere, kişilere gidiyorum, konuşuyorum. Destek istiyorum. Konuştuklarım, “Tamam, sana bir diyeceğimiz yok. Ama arkandaki kişiler kim?” diyorlardı.

Mevcut Başkan, basında, orada burada, “Selahattin Sarıoğlu parti üyesi bile değil. Seçime katılamaz.” diyordu. Halbuki üyeydim. O zaman sosyal medya olsaydı, “Aidat makbuzunu, üyelik kağıdımı” paylaşır herkese gösterirdim.

Sonra ben arkadaşlarıma danışarak seçime iki hafta kala adaylıktan çekildim.

İl Başkanlığı Kongresinin yapıldığı gün biz tatil için Malatya’dan çıkmıştık.

Adaylardan biri olan Av. Yusuf Sürücü beni Kurultay Delegesi adayı olarak listesine yazmış.

Kongrede bana itiraz etmişler.

Bunun üzerine, Kongre Divan Başkanı, Arapgirli, Genel Sekreter Yardımcısı Mehmet Sevigen, sahnede, herkesin önünde Genel Merkezi arayarak benim üye olup olmadığımı sormuş. Üye değil cevabı gelmiş Ankara’dan.

Sonradan gençler söylediler, meğer hiçbirüyelik evrakım Ankara’ya gönderilmemiş, benim üyelik belgelerimi, dolapların arkasında, yerde bulmuşlar.

Neyse sonraki yıllarda, rahmetli Niyazi Ergin Gökçe’nin İl Başkanlığı zamanında üye edildim. Kimlik kartım bile Ankara’dan geldi.

Ben partide gece gündüz çalışıyordum.

Yazı yazıyordum.

Televizyonlara çıkıyordum.

Sürekli konuk olduğum programlar vardı.

Mesela Asım Demirkök Duayenin  Çerçeveye Sığmayanlar programının her pazar akşamı konuğuydum.

Malatya’da televizyon programı yapan, daha sonra soyadını değiştirip HDP’den Hakkari Milletvekili olan, Adil Zozani’nin sürekli konuğuydum. O zaman hiçbir zaman bir HDP özelliğini görmemiştim onda. Bir basın emekçisiydi.

Derken 2004 Yerel Seçimleri geldi.

Benden Malatya Belediye Başkanı adayı olmam istendi.

Çok ısrar edildi.

Kabul etmedim.

İki milletvekilimiz vardı.

Onların adına söylendi.

“Elini cebine sokmayacak. Gelip, birimiz bir elinden, birimiz bir elinden tutup kaldıracağız.” dedikleri söylendi..

“Hayır” dedim.

“Düşün. Sonra karar ver”

“Hayır, düşünecek bir şey yok.” dedim.

CHP’nin Malatya merkezde oy oranı yüzde 13 civarındaydı.

Kazanamasak bile, sırt sırta vererek, canla başla çalışıp, vatandaşla kucaklaşıp oyu yüzde yirmilere, yirmi beşlere çıkarmak,  bir sonraki seçimde de bunun üzerine çalışıp seçimi almak mümkün olabilirdi.

Ama bu çalışmayı kimlerle yapacaktık?

“Dostlar alışverişte görsün” diyerek çalışan kişilerle.

Ben böyle yapan biri değildim ki!

Sevgi, saygı, güzellikler içinde kalın…

Devamını Oku

UYANSA ATATÜRK AĞLAR HALİNE

0

BEĞENDİM

ABONE OL

UYANSA ATATÜRK AĞLAR HALİNE

17.07.2022 günü, TSK ve MİT’in ortaklaşa operasyonuyla, kod adı “Dersim Malatya” olan, üst düzey terörist, üst düzey katil, İzzettin İnan, Irak’ın Kuzeyinde, Gara Bölgesinde toplantı halinde olduğu katillerle birlikte etkisiz hale getirilmişti.

Haber Pazartesi günkü gazetelerde birinci sayfadan, büyük puntolarla, yerel gazetede bile birinci sayfada fotoğraflarla duyurulurken, Atatürkçülüğü ile ünlü(!) Atatürkçü olarak bilinen bir ulusal gazete, son sayfaların birinde, son sütunun en dibinde, kibrit kutusu kadar bir yerde verilmişti.

Daha kötüsü, haberin başlığı nasıldı biliyor musunuz?

PKK’YE DARBE şeklinde. Burada dikkatinizi çeken bir ayrıntı var mı? Söyleyeyim. “PKK’ya” şeklinde değil, “PKK’ye” diye yazılmış. Bölücüler hani pekeke diyor ya, aynı ağızla…

O gazete, hani Atatürkçü gazeteydi?

Kimden korkuyor, kimlerden çekiniyor?

Kimlere yaranmaya çalışıyor?

Neden?

Altılı Masanın hangi sandalyesinden? Sözde gizlenen sandalyesinden mi?

Yoksa hepsinden mi?

Yoksa ABD’den mi?

Büyük Ozan Mahsuni Şerif, “Uyansa Atatürk ağlar halime/Kolum nerden aldın sen bu zinciri” diyor ya!

Atatürkçü arkadaşım, kardeşim, verdiğin oy nerelere gidiyor, neye hizmet ediyor, uyanın artık, görün artık…

GURBETTE OKUYAN KIZ

Amca gurbetteki kızınızı merak etmeyin

Az önce gördüm

Stada yürüyordum

Önünden geçtim kaldığı yurdun

Üniversite durağındaydı

Siyah montunu giymiş

Tüylü başlığını da geçirmişti

Rengi iyiydi

Sağlıklıydı

Şendi

Elleri cebinde

Beklemekten sıkılmış

Ayağıyla yerde bir şeylere vurur gibi yapıyor

Hem de kız arkadaşlarına laf yetiştiriyordu

Ayak sesime döndü baktı

O kadar

Başı yereydi

Terbiyeliydi

Bakın işte

Çok iyiydi… (S.S.)

DÜNYA BİZE BAKIYOR BİZ YERE

Hep siyasetin içinde yaşadım.

Tam kalbimin ortasından söylüyorum ki,  “Atatürk döneminden sonra, Türkiye en iyi dönemini yaşıyor.”

Hem de kıyas kabul etmeyecek ölçüde.

2014’te Malatya’dan çıktık Doğubayezit’e kadar gittik yollar Malatya Kayseri arasında nasılsa öyle. Daha iyi hatta. Alt geçitler üst geçitler, viyadükler, tali yollar, bağlantı yolları…

-Hastaneler kuyruktan, pislikten geçilmiyordu her hastane pırıl pırıl. Her vatandaş sağlık sigortalı.

-Yaşlı, kimsesiz, engelli, fakir vatandaşlarımıza devlet bakıyor, aylık ödemeler yapıyor.

-TOKİ ile dar gelirli vatandaşlarımız kira öder gibi ev sahibi oluyor.

-İlçelerde, illerde en modern okul, üniversite, adliye, belediye, hükümet binaları yapılmış, yapılıyor.

-Tarımda, hayvancılıkta, köye dönüşte teşvik, kapanmış okulları açma çalışması.

-Avrupa ülkelerindekilerden daha iyi statlar, spor tesisleri.

-Bilimde, teknolojide buluşlar, ilerlemeler. Örneğin yerli aşı.

-Savunma sanayiinde yüzde altmış yerli üretim, dışa bağımlılıktan kurtulma. Örneğin, Afrin harekatının yüzde 100 milli savunma araçlarıyla gerçekleştirilmiş olması.

-Yurt dışına çıkarılmış yüzlerce tarihi eserin izi sürülerek bulunup yurda getirilmesi.

-Tarihi binalara sahip çıkma, restorasyon. Mesela Hasankeyf’te yedi-sekiz tarihi yapı taşınarak kurtarıldı… Evet yüz küsur tekerlekli araç üzerinde taşınarak…

Tabii ki darbe girişimini, dünya ekonomisini sarsan salgını, Ukrayna savaşını, AB, ABD engellemelerini de unutmamak gerekir.

Ben işte bu duruma, göğsümü gere gere,

-Bağımsızlaşma,  muasır medeniyet yolunda ilerleme ve aynı zamanda, demokrasinin, olması gereken, ancak eksik olan, ekonomik temellerinin de atılması derim.

O MEZARDAYDI…

15 Şubat 2016 tarihinde kendilerini okula götürecek minibüsün, okula beş yüz metre, derse dakikalar kala, trenle çarpışması sonucu on üç yaşındaki Seher Doğan’ın yaşamını yitirmesi, sürücü ve diğer yirmi iki arkadaşının yaralanması hepimizi yasa boğmuştu.

Ailesinin üç kızından biri olan Seher’i, babası, annesi nice emeklerle, emekçilikle, kayısıya, tarlaya gündeliğe gide gide büyütmüş, bu yaşa getirmişti.

CHP Battalgazi Yönetiminden arkadaşlarımla kaza yerine gittik, kazanın oluş biçimini, o saatte, sabahın yedisinde gözleriyle görenlerden dinledik.

Kazanın göz göre göre geldiğini, öncesinde öğrencilerin trene el salladıklarını dahi gördüklerini, trenle minibüsün aynı yöne bir süre yan yana gittiğini, trenin hızının az olduğunu, aksi takdirde kurtulanın olamayacağını, Seher’in minibüsün en arka koltuğunda oturduğunu, çarpışmanın etkisiyle vücudunun ayakları içeride kalacak şekilde kırılan camdan dışarı fırladığını, aracın yüz metre kadar sürüklendiğini, Seher’in sürüklenirken tel ve beton direk arasına sıkıştığını anlattılar, izler gösterdiler.

Kaza, doğup büyüdüğüm, vatanım Dilek’te, istasyonun Sivas yönünde, yüz metre ötede olmuştu. İstasyonun Malatya yönünde sinyalli, ışıklı bir geçit daha vardı. Kaza olan geçit, tek tük araç geçse de yıllardan beri kullanılıyordu. Ama burada sinyal, işaret, perde yoktu.

Seher’in acısı, tren travması yaşayan yaralı arkadaşlarının acısı, korkusu bizi boğacak oldu..!

Olay yerinden ayrılırken şunlar yapılmalı diye düşündüm:

Birincisi, yolcu, öğrenci taşıyan araçları deneyimli, kültürlü, sorumluluk bilinci yüksek sürücüler kullanabilmeli.

İkincisi, Seher, emniyet kemeri takmış olsaydı camdan dışarı fırlamayacak, büyük bir

olasılıkla kurtulacaktı; öyleyse tüm araçlarda emniyet kemeri olmalı ve durum sık sık denetlenmeli.

Üçüncüsü, kaza yerinden Malatya yönüne doğru bin metre ötede ışıklı, sinyalli geçit çevrede her yöne ulaşımı sağlayabileceğinden, DDY, seyrek kullanılan bu tren geçidini kapatmalı.

Dördüncüsü, eğer kapatmayacaksa mutlaka ışıklı, kapanır-açılır perdeli yapmalı.

Buradaki gözlem ve incelememizden sonra Seher’in geride bıraktığı annesinin, babasının iki kız kardeşinin yaşadığı eve,  kurulan taziye çadırına gittik.

HDP Yeşilyurt İlçe Başkanı da olan babasına, akrabalarına, köylülerine baş sağlığı diledik, acılarını paylaştık ve okula uyanması için beş buçuğa kurduğu saatinin, ertesi sabah da çalan ziline uyanan annesinin acısını, ağıtını duyduk, Seher canın aziz ruhu için Fatiha okuduk, çocuk ruhuna gönderdik.

Seher’in büyük acısı inşallah kendisiyle gider, Allah yurdunu Cennet eder; yaralı arkadaşlarına, araç sürücüsüne de şifa verir inşallah.

Devamını Oku

ÖNDER SAV’I ARADIM…

0

BEĞENDİM

ABONE OL

ÖNDER SAV’I ARADIM…

Kıymetli hemşerilerim geçmiş bayramımız mübarek olsun.

Nice güzel bayramlara erişelim inşallah.

Ben kurbanımızı Diyanet eliyle kestiriyorum.

Çünkü yıllarca beraber kestiğimiz CHP’li arkadaş, ben Ak Partiye geçince daha çağırmadı.

Olsun, ne diyeyim…

Gün gelir yanlışını anlar.

Diyanet Vakfına güvendiğim için oraya bağışlıyorum.

İnsan, yaptığı bağışın, yardımın yerine ulaşacağından emin olmalı.

Senin iyi niyetin niye kötü ellere düşsün?

Hukuk, insanların iyi niyetli olup olmadıklarına baktıktan sonra, bir de makul bir insan gibi gereken özeni, dikkati gösterip göstermediğine bakar.

Bunlar tamamsa o kişi sorumluktan kurtulur.

Şimdi, oy verirken de insan gereken hassasiyeti, özeni göstermelidir.

Verdiği oyun, yaptığı yardım gibi yerine varıp varmadığından, yani vatana, millete hizmet yolunda kullanılıp kullanılmayacağına da bakmalı.

Bilime göre de, Dinimize göre de toplumlar layık oldukları şekilde yönetilirler.

Babadan oğula geçtiği gibi oy kullanmak doğru mu?

Hani, “Değişmeyen tek şey değişim.” deniyor ya!

İklimler bile değişiyor.

Mesela, bu yılın kışı olağan zamanında bitmedi.

Soğuklar devam etti.

Ekim, dikim yirmi gün kadar sarktı.

Toprak ısınmadan, geçen senenin tarihlerine göre ekim, dikim yapılsa olur muydu?

Oy verirken de insan, o günün şartlarını, daha önce oy verdiği partinin mevcut çizgisini, aklıyla denetimden geçirmelidir.

Her vatandaş, duygularını, düşüncelerini, bakış açısını, oy verdiği partiyi, diğer partileri ciddi, ciddi gözden geçirmeli, karşılaştırmalı, siyasi olarak kendisini yeniden üretmeli ve güncellemelidir.

Mesela ben, CHP’li olduğum halde, 12 Eylül Darbesinden sonraki ilk seçimde, 1983’te, oyumu ANAP’a verdim.

Sonra, henüz küçücük bir parti iken, Ecevit’in DSP’sine inandım, canı gönülden destekledim.

Vatanseverliği, samimi Müslümanlığı, dürüstlüğü eşimle birlikte tam bizim çizgimizdi.

Adana İmam Hatip’te hocayken, İstasyon önündeki mitingine(!) gitmiştik, bir pikabın üstünde konuşuyordu ve dinleyen sadece iki yüz kişiydi.

Üç dört yıl sonra, yine o alanda konuşurken, o’nu bir milyona yakın kişi dinliyordu.

Ecevit’in, Türbanlı İlk Milletvekili Merve Kavakçı’ya davranışı bugünden bakıldığında skandaldı.

O gün için “laiklik elden gidecek” diye korkmaktı.

Madalyonun diğer yüzüyle ileri görüşlü olmamaktı.

Daha sonra DSP’nin içinde adeta dinamit patlatıldı.

Ve Parti darmadağın oldu.

2002 seçimleri öncesi DSP Malatya İl Başkanı arkadaşım Ahmet Koşar beni aradı, milletvekili aday adayı olacağını söyledi ve, “Gel formu doldur, il başkanı olasın.” dedi.

Teşekkür ettim, kabul etmedim,

Bir süre sonra da, yine ben arayıp, “Gel milletvekili adaylığı dilekçesi ver. Ya sen birinci sıra olursun, ya ben.” dedi. Nezaketi için yine teşekkür ettim.

Yorum Gazetesini çıkaracaktık.

Arkadaşlarla yaptığımız toplantıda, “Çıkaracağımız gazete, herkesin elinde taşıyabileceği, herkesin bürosundaki sehpanın üzerine koyabileceği ve şehit haberlerinin rahatlıkla yayınlanabileceği bir gazete olmalıdır.” demiştim.

Burada yazdığım yazılarla, Diyarbakır Güneydoğu Gazeteciler Cemiyeti’nden Makale Dalı Birincilik ödülü aldığımı da söylememe izin verin lütfen.

CHP’ye geçmem için yoğun talep oldu ve CHP’ye katıldım.

2007 seçimleri öncesinde, Baykal’lı, Önder Sav’lı CHP döneminde, yoğun türban tartışması ortamında, Genel Merkeze ve  Malatya İl Örgütüne gönderdiğim belgede, “1. Türban üniversitelerde serbest bırakılmalıdır. 2. Cem evleri Alevi vatandaşların ibadet evi olarak kabul edilmelidir. Ve bu iki kanun tasarısı birlikte TBMM’ne sunulmalıdır.” demiş, gerekçelerini, Anayasa Mahkemesi’nin nasıl aşılacağını da yazmıştım.

İki tasarının birlikte gönderilmesi iki taraflı memnuniyeti sağlayacak engelleri ortadan kaldıracaktı.

Evet… Ben doğru bildiğimi söyleyeyim de, isterlerse aforoz etsinler.

Bir defa da, Önder Sav’ı telefonla aradım.

Yanıt vermedi, ama onun mutlaka döndüğünü söylediler.

Aramamdan sonra da teravih namazı vakti geldi,

Çocukları, “Eğer Önder Sav ararsa, teravih namazına gittiğimi söyleyin.” diye tembihledim.

Nitekim, dönmüş ve bizimkiler aynen söylemişler.

Evet, beni böyle bilsinler, seveceklerse böyle sevsinlerdi…

***

CHP, milletimizin değerlerinden, halktan, kültürümüzden, tarihimizden uzaklaşmış ama yine de bir yanı milliydi. “ulusalcı” denmesi de bundandı.

“Batılı Sosyal Demokrat Parti” yapacağız söylemiyle, kökünden, köçeğinden tamamen koparıldı.

Uyutulmuş Atatürkçülerin, bölücülerin, Fetöcülerin, Kavalacıların partisi oldu çıktı.

Ben burada nasıl durabilirdim?

Nefes alacağım yer yoktu.

İstifa ettim ve sonradan da, bir köşede oturmak yerine, vatanıma milletime hizmet uğraşı olduğunu bildiğim siyasete devam edebilmek için, gönül ferahlığıyla Ak Parti’ye geçtim.

Son seçimden sonra, Ak Parti’nin milletvekili dörde düşmüştü, bir Ak Partili meslektaşım, Baroda yanımıza gelerek, “Diğer odadaki arkadaşlara da söyledim, burada da söylüyorum. ‘Ak Parti Malatya’da bir milletvekili kaybetti ama Selahattin Sarıoğlu’nu kazandı.’ ” dedi.

Evet kıymetli hemşerilerim, sevgili genç arkadaşlarım;

Bu ülkeler ülkesi, bu her köşesi bir cennet olan memleket, bu topraklar şehit kanlarıyla sulanarak vatan kılındı ve bize armağan ve emanet edildi.

Atatürk’ten sonra belimiz kırıldı.

Bir kısım insan Atatürk’ü kendine yandaş yaptı.

Emperyalistlerin kuklası olduk adeta.

Kalk dediler kalktık, otur dediler oturduk.

Ama çok şükürler olsun ki, bir diriliş içindeyiz, bir yürüyüş içindeyiz, kendi yolumuzu kendimiz çizmeye, kendi uçağımızı, kendi silahımızı, kendi köprümüzü, kendi planımızı kendimiz yapmaya, okul kitaplarımızı, müfredatımızı, derslerimizin içeriğini kendimiz yazmaya başladık; kıyametler koparılmaya başlandı.

ABD de, Avrupa başkentlerinde açıkça, Erdoğan’ı, Ak Parti İktidarını yıkma çalışmaları başladı ve bunun için muhalefete yardımda bulunacaklarını açıkça ilan ettiler.  Ama muhataplarından çıt çıkmadı, “Bizim işimize niye karışırsınız!” diyen olmadı.

Evet arkadaşlar, gençler, her şey bize bakıyor.

Her şey birliğimize, beraberliğimize bakıyor.

Bir şey diyeyim ve bitireyim, herkes anlar ama gençler daha iyi anlarlar,

Türkiye’de takım tutar gibi parti tutmak anlayışı değişiyor, daha da değişecek inşallah!

Devamını Oku

Veri politikasındaki amaçlarla sınırlı ve mevzuata uygun şekilde çerez konumlandırmaktayız. Detaylar için veri politikamızı inceleyebilirsiniz.