DOLAR

9,2387$%0.28

EURO

10,7983%0.39

STERLİN

12,8141£%0.41

GRAM ALTIN

531,42%0,71

ÇEYREK ALTIN

8.444,08%0,80

BİTCOİN

605290฿%1.77928

Öğle Vakti a 12:17
Malatya AÇIK 14°
  • Adana
  • Adıyaman
  • Afyonkarahisar
  • Ağrı
  • Amasya
  • Ankara
  • Antalya
  • Artvin
  • Aydın
  • Balıkesir
  • Bilecik
  • Bingöl
  • Bitlis
  • Bolu
  • Burdur
  • Bursa
  • Çanakkale
  • Çankırı
  • Çorum
  • Denizli
  • Diyarbakır
  • Edirne
  • Elazığ
  • Erzincan
  • Erzurum
  • Eskişehir
  • Gaziantep
  • Giresun
  • Gümüşhane
  • Hakkâri
  • Hatay
  • Isparta
  • Mersin
  • istanbul
  • izmir
  • Kars
  • Kastamonu
  • Kayseri
  • Kırklareli
  • Kırşehir
  • Kocaeli
  • Konya
  • Kütahya
  • Malatya
  • Manisa
  • Kahramanmaraş
  • Mardin
  • Muğla
  • Muş
  • Nevşehir
  • Niğde
  • Ordu
  • Rize
  • Sakarya
  • Samsun
  • Siirt
  • Sinop
  • Sivas
  • Tekirdağ
  • Tokat
  • Trabzon
  • Tunceli
  • Şanlıurfa
  • Uşak
  • Van
  • Yozgat
  • Zonguldak
  • Aksaray
  • Bayburt
  • Karaman
  • Kırıkkale
  • Batman
  • Şırnak
  • Bartın
  • Ardahan
  • Iğdır
  • Yalova
  • Karabük
  • Kilis
  • Osmaniye
  • Düzce
a
Bu Sabah TV
Bu Sabah TV
Mehmet SAYDAN

Mehmet SAYDAN

18 Ekim 2021 Pazartesi

Köyün Delisi STK’nın ‘’Asi’’si

18/10/2021
0

BEĞENDİM

ABONE OL

Köyün Delisi STK’nın ‘’Asi’’si

Yenilgiyi kabullenmek denen bir şey var hayatta.

Savaşırsın yenilirsin, müsabaka yaparsın yenilirsin, münazara yaparsın yenilirsin…

Bir şey olmaya çalışırsın ya da olduğun şeyi korumaya çalışırsın yenilirsin…

Ben bunları yazıyorum ama yazdığıma bakmayın. Bu kültür bende de tam olarak oturmamış olabilir. Mesela benim de susturulmaya tahammülüm yoktur. Bu yüzdendir: Bilgim olmayan konuda konuşmam. Kaynağı belli olmayan bilgileri paylaşmam. Dile getirdiysem bir şeyi tapu gibi delillerini ortaya koyarım. O yüzden konuşmaya başladıysam susmam, susturamazsınız. Neyse…

Sivil toplum örgütlerinin belli bir amaç etrafında toplanmış insanlardan oluşması gerekir. Türkiye’de her sivil toplum örgütünün varlık sebebi isminde yazmıyorsa tüzüğünde açıklanır.

Alkol satmak için lokal ruhsatı alan kafeterya ve kahvelerin bile amaçları ortadadır aslında!

Sivil toplum örgütlerini yönetebilmek, yönlendirebilmek belli bir donanımı, alt yapıyı gerektirir. Bir STK başkanı değişime açık değilse, kendini yenileyemiyorsa, STK üyeleri tarafından tamamen yenilenir. Olağan ya da olağanüstü seçimler bu yüzden vardır.

Seçim kaybeden STK başkanları arabesk bir ruh haline yatkındırlar. Her şeyin yolunda olduğunu ve çok başarılı olduklarını düşünüyorken bir ‘’asi’’ çıkmış karşılarına dikilmiştir. Topluma vermeye çalıştıkları doğalarında olmayan  salon adamı imajını yavaş yavaş kaybederler.

Önce görmezden geldikleri ‘’asi’’ ile alay etmeye başlarlar, sonra ciddiye almak zorunda kalıp kabullenirler. Zaten bu sırayı genelde yenilgi ile taçlandırırlar.

Maalesef bozuk da olsa herkesin memnun olduğu bir düzende hakikatleri haykıran bir yiğit çıktığında maruz kalacağı şeyler sırasıyla görmezden gelinme, alay edilme, iftira, baskı ve linçtir. İnandığınız bir gerçeği dile getiriyorsanız ve bunlara maruz kalıyorsanız doğru yolda olduğunuzdan hiç şüpheniz olmasın.

Bitti mi? Bitmez!

Yenilgiye uğrayandaki hazımsızlık ne zaman bitmiş ki?

Görevdeyken dava adamı nutukları atan hazımsız yenilgiden sonra davasını unutur. yeni yönetimin aleyhinde çalışmaya başlar. Yeniyi başarısız, beceriksiz göstermek için her türlü oyunu oynar, her türlü tiyatroda sahne alır. Sonuçta tüm saygınlığını yitirip köşesine öyle çekilir.

Aklınızdan soru işaretleri eksik olmasın…

Devamını Oku

İlk Taşı Günahsız Olan Atsın

11/10/2021
0

BEĞENDİM

ABONE OL

İlk Taşı Günahsız Olan Atsın

Zina yaptığı iddia edilen bir kadını taşlayarak öldürmek için toplanmış bir güruhu düşünün. Ellerinde koca koca taşlarla oluşturdukları halkanın ortasında bir kadın var. Kadın korku içinde katledilmeyi bekliyor. Ağzından salyalar akan ‘’namuslular’’ ilk taşın atılması için verilecek emri bekliyor. Öyle ya ‘’namussuzu’’ taşlamak namuslu olmayı gerektirir. ‘’tertemiz’’ insanlar toplanmış.’’ Namussuz’’ olan bulunmuş açığa çıkarılmış, ‘’namussuzluğu’’ ispatlanmış. İnfaz için daha ne gerekebilir ki?

İsa gelir kalabalığın ortasına dalar. Kalabalıkta bir sessizlik, herkes birbirinin gözünün içine bakar. Derken sessizlik İsa’nın feryadı ile bozulur. İsa ‘’ilk taşı günahsız olan atsın’’ der.

Haliyle kimse taş atamaz. Kadın da ölümden kurtulur.

Bu rivayet İncil de geçer.

İğne de çuvaldız da başkasına batsın diyenlerin anlayabileceği türden bir rivayet değil.

Eleştiri kültürümüz ortada. Yanlış giden bir şeyler varsa ve hiçbir şekilde bize dokunmuyorsa ölümüne eleştiririz. Laf salatası yaparız. Dinden, sosyolojiden, gelenekten, görenekten, örften, töreden vs. nereden bulursak oradan vururuz.

Yeterki şeytanı ilan edelim! Şeytan taşlamada üstümüze yoktur. Şeytan bize çalışmıyorsa yerin dibine batsın! Öyle şeytan mı olur!

Yok, şeytan bize çalışıyor da olabilir. Başkasına çalışsa da en azından bu durumundan menfaat devşirebiliriz. O zaman iş başka.

Hele bir dinleyelim. Elbet bir açıklaması vardır. Bir soralım, niye böyle yaptın diyelim. Ne anlatırsa anlatsın zaten inanacağız.

Bu bizim anlayışımız. Değiştirebiliriz. Ancak değiştirmeyiz. Değiştirirsek elimizdekiler elimizden kayıp gider.

Maddi kaygılarımızın maneviyatımızın içini boşaltmasına müsaade ediyoruz. Maneviyat ta elden gidince maddeden zevk alamamaya başlıyoruz. Tekrar arayış içine girince de kendi icadımız olan manevi tatmin ediciler buluyoruz kendimize.

Özeleştiri yapamıyoruz. Yapabilenlerimiz de bunu marifet sanıyor. Özeleştiri yapmayı bir erdemlilik hareketi olarak görüyoruz. Oysa yapmamız gereken sadece bu. İnsan olmanın, olmazsa olmazı. Evet, özeleştiri yapmamak büyük bir eksiklik ancak yapıyor olmak bir erdemlilik anlamına gelmez.

Aklınızdan soru işaretleri eksik olmasın…

Devamını Oku

Mecburen ‘’Yalansız Nesil’’

04/10/2021
0

BEĞENDİM

ABONE OL

Mecburen ‘’Yalansız Nesil’’

1966 doğumlu bir öğretim üyesi derse girdi. elindeki kitabı kürsünün üzerine biraz yukarıdan bıraktı. Gözlerini kısarak pencereden dışarı baktı. Yavaşça kafasını öğrencilere çevirerek:

‘’Aranızda 1980 darbesinden önce üniversite okuyan var mı?’’ dedi.

Sınıfta yaşı en büyük olan Yavuz 1981 doğumluydu. Öğrenciler şaşırdı ama derse giren hocayı iyi tanıdıkları için bir o kadar da sıradan buldular bu çıkışı.

Hoca kısa süren sessizliği tekrar kendi bozdu:

‘’Ben okudum!’’ dedi.

Öner isimli öğrenci küçük dilini göstere göstere kahkaha attı. Hoca Önere dönerek ‘’sen çık’’ dedi.

Öner kahkaha ata ata kapıya yöneldi. Hoca, kapının kapanma sesini duyuncaya kadar gözlerini kapadı. Önerin dışarı çıkmasıyla gözlerini tekrar açtı. Başladı ‘’14 yaşından önce üniversite okurken’’ yaşadığı anıları anlatmaya. Sağcılardan, solculardan, radikal ne kadar gurup varsa 70 li yıllarda, alayından dayak yemiş!

Bir kahkahada ben patlattım. Hoca bana döndü ‘’sen de çık dışarı’’ dedi. Ben de pılımı pırtımı topladım çıktım derslikten.

Dersimiz genetikti ama arkadaşlara sordum o gün hiç genetik anlatmamış hoca. 14 yaşından önceki üniversite anılarının tamamını kendi ağzından dinlemek nasip olmadı.

Bazısı başkasından dinlediği ve etkilendiği olayları anlatırken olayları kendi yaşamış gibi anlatmayı tercih eder. Hocanın anlattığı şeyleri 1980 darbesinden önce birilerinin mutlaka yaşadığından, hocaya anlatıldığından ve hocanın bundan etkilendiğinden hiç şüphem yok.

Hoca kendisinin öğretim üyesi, öğrencilerin üniversite öğrencisi olduğunu unutmuş olsa gerek.

Duyduklarımızdan gördüklerimizden etkilenmemizin, bunları içselleştirmemizin ayıp bir tarafımı var ki duyduk gördük diyemiyoruz da yaşadık diyoruz? Yoksa yalanlanmaktan mı korkuyoruz?

Konu yine gidip gelip kaynağı belli olmayan bilgiye dayanıyor. Kaynağı belli olmayan bilginin itibarsızlığa mahkum olmasını hazmedemiyor olabiliriz.

Bilgiye ulaşmanın en kolay olduğu çağda yaşıyoruz. Karşımızdaki konuşurken aktardığı bilgiyi teyit etmemiz birkaç saniye sürüyor.

Eskilerin bir lafı vardır, hani hepimiz biliriz: ‘’Yalancının mumu yatsıya kadar yanar’’ diye. Artık öyle değil! Onu anlatmaya çalışıyorum. Sabah söylediğimiz yalan öğlen olmadan anlaşılıyor.

Bana göre eskinin yalancıları bilgi çağının yalancılarından daha itibarlı da oraya şimdilik girmeyeceğim.

Her ne dersek diyelim bilgi ve teknoloji çağında doğruyu öğrenebilmek için doğruyu öğrenmeyi istemek yeterli oluyor.

Bilgi çağında, yalan söylemenin, söylenen yalana inanmaktan ya da inanıyormuş gibi yapmaktan hiçbir farkı yoktur.

Z kuşağı, asımın nesli…  Adını her ne koyarsak koyalım yalanın itibar görmeyeceği, para etmeyeceği, mecburiyetten yalansız bir nesil geliyor. Ayağınızı denk alın!

Aklınızdan soru işaretleri eksik olmasın.

Devamını Oku

Söz Uçar Yazı Kalır, Su Biter Sinan Kalır!

27/09/2021
0

BEĞENDİM

ABONE OL

Söz Uçar Yazı Kalır,

Su Biter Sinan Kalır!

Kanuni Sultan Süleyman zamanında İstanbul su problemi yaşıyordu. Nüfus giderek artıyor, suya ulaşmak bu yüzden her geçen gün biraz daha zorlaşıyordu. Kanuni, Mimar Sinan’ı huzuruna çağırdı.

“Mimarbaşı, halkımız bir at yükü suya çok miktar akçe ödüyor. Su ihtiyacını karşılamak için acaba bir şeyler düşünemez misin?”
“Müsaade buyurum İstanbul’un çevresini dolaşayım. Mevcut suları İstanbul’a getirmenin mümkün olup olmadığını inceleyeyim. Sonra size cevap veririm.”

Koca Sinan atına bindi, Çekmece’den başlayarak kıyıları dolaştı. Dereleri tesbit etti. Bu suların önü örüldüğü takdirde, nasıl faydalanılabilir, nereden nereye kemer yapılarak İstanbul’a getirilebilir diye günlerce hesap etti. Sonunda sultanın karşısına çıktı. Ona, “İstanbul’a su getirmek mümkün ama, bunu ancak altın dolu keseleri uç uca dizmek şartıyla başarabiliriz” dedi.

Sultan Süleyman, “Ben keseleri uç uca değil, yan yana dizmeye bile razıyım. Yeter ki İstanbul suya kavuşsun” cevabını verdi.

Bunun üzerine Mimar Sinan, İstanbul’un dışındaki suları Kâğıthane civarında belli yerlerde topladı. Oradan da dere içlerine büyük geçitler yaparak, İstanbul’a getirdi; şehrin belirli meydanlarında umumi çeşmeler inşa ederek suyu akıttı. Tam 40 adet çeşme kurulduğu için, adına “40 çeşme suları” denildi. O güne kadar musluk diye bir adet yoktu. Su o kadar pahalıya mal olmuştu ki, İstanbul’daki bu çeşmelere musluk takıldı. Kanuni bir ferman çıkarttı: “Umumi çeşmeler halkın malıdır. Hiç kimse bu çeşmelerden gizlice evine su alamayacaktır.”

Sadece Mimar Sinan’a istisna koydu: İstanbul’u 40 çeşme sularına kavuşturduğu için, o, özel olarak evine su alabilecekti. Bu izin üzerine Süleymaniye civarındaki meydan çeşmesinden Sinan’ın evine özel olarak yol yapıldı ve su akıtıldı.

Aradan yıllar geçti; Mimar Sinan’ı tanıyanlar hep öldü.Kanuni Sultan Süleyman da vefat etti. Dostları da birer birer hayata veda etmişti. Kendisi 99 yaşındaydı ve yapayalnız kalmıştı.

Bir gün Sinan’ın kapısı çalındı; bastonuna dayanarak kapıyı açtı; gelen kişi “Topkapı Sarayı’nın postacısıyım. Sizi Divan’a çağırıyorlar. Herhalde hakkınızda soruşturma var” dedi.

Sinan saraya gitti; gerçekten de bir soruşturma heyeti kurulmuştu. Kadılar, ulemalar, müftüler, o günün vükelası, Sinan’a durumu izah etti: “Hiç kimse evine özel olarak su almasın diye padişah fermanı bulunmasına rağmen, evinizde su varmış.”
– Evet, cihan padişahı bana özel olarak müsaade vermişti.
– Bu müsaadenizi, fermanı görelim bakalım.
– Ben o zaman cihan padişahından ferman istemekte hicap etmiştim.

Divan müşkül durumda kalmıştı. “Sinan büyük hizmetler etmiştir, evinde suyu aksın” diyenler de vardı; “Bu Ali Osman’a hizmet eden sadece Sinan mı? Ya diğer hizmet edenlerin de evine özel su verilsin, ya da Sinan’a ayrıcalık tanınmasın” diye konuşanlar da oldu.

Sonunda şu karara varıldı: “Sinan’a verilen su kesilsin, fakat şimdiye kadar fermansız kullandığı için ceza almasın.”

Sinan tabii ki çok üzüldü. Ama yapacak bir şey yoktu. 100 yaşına girerken iyice elden ayaktan düştü. Vefatı sırasında bir bezi suya batırıp da çalmak isterlerken baktılar ki musluktan su akmıyor. İstanbul’a su getiren Sinan, susuz evde vefat etti.

Biz Koca Mimar’ın başına gelen bu elim hadisenin bir kereye mahsus olduğunu düşünmeyeceğiz elbette.

Su getirene su vermeyecekler, yol yapanı yoldan geçirmeyecekler, yapana sövecek, yıkanı övecekler…

Zaman, yıkanın değil yapanın yanındadır.

Takvim yıkanı değil yapanı yazar.

Günü kurtarmanın peşinde olanlar bunu asla anlayamayacaklar.

Başını yastığa koyduğunda, bugünün peşinde olanlar yarınlar için mücadele edenlerin hissettiklerini asla hissedemeyecekler.

Aklınızdan soru işaretleri eksik olmasın…

Devamını Oku

Altın Semerli Eşek

13/09/2021
0

BEĞENDİM

ABONE OL

Altın Semerli Eşek

Altın semer eşeğin eşekliğini değiştirmez. Doğrudur. Peki sahibini değiştirir mi? Onu da değiştirmez diyorsanız bir daha düşünün derim.

İtibarı altın semerde arayan sahip, eşeğin yükünü kendi taşır.

İtibar ediliyor olmak her insanın hoşuna gider.

İtibar kelime olarak içinde çok şeyi barındırır. Olumsuz olarak itibarsız şeklinde anılır. Bir kişi hakkında ya itibar edilir ya da itibar edilmez deriz. Daha itibarlı, en itibarlı gibi ifadeler kullanmayız.

İçini dolduramayan dışını donatır, donanır…

Bir insan ilimle, bilimle, sanatla, edep ve güzel ahlakla ruhuna yatırım yapmalıdır. İçini doldurmaktan kastımda budur. Ancak bu da kapasite meselesidir.

Kalp insan ruhunun giriş kapısıdır. Kalbi karamış, paslanmış, küflenmiş bir insanın bırakın ruhuna hitap etmeyi kokuşmuş karakterine dokunmaktan hatta yaklaşmaktan bile imtina edersiniz.

Hal bu iken bir de bu tür insanlarla aynı ortamı paylaşmak hatta yaşamak zorunda kalabilirsiniz.

Ruhu kokuşmuş bir insanla bir arada olmak zorunda iseniz yapacak bir şeyiniz yokmuş gibi karalar bağlamanıza gerek yok. Sakın enseyi karatmayın.

Bu tipler doksanlı yıllarda bir kamera gördüğünde Hollanda’daki halasına selam söylemeye çalışan, kameraya el sallayan, sakil hareketler yapan gençler gibidir. Derdi halası değildir. Halasının Hollanda’da olma ihtimali olmadığı gibi halası olmayabilir de. Onun bütün derdi ekranda görünmektir.

Giyinirler, süslenirler püslenirler kendilerine biçtiği role bürünüp insanların arasına dalarlar. Hep kendilerinden söz edilmesini ister, konuşulmuyorlarsa da konuşulduklarını zannederler. Kendileri ile alay edildiğini düşünmez, alay edildiğini fark etseler bile üstlenmez, kabullenmezler.

Onların lugatında en itibarlı daha itibarlı gibi kavramlar da vardır ve onlara göre en itibarlı ta kendileridirler.

Küçük dünyalarında öylece oyalanırken sahip oldukları hiçbir şeye sahip olmayan, kendi hallerinde ancak itibar edilen insanlarla karşılaşırlar. Bunun nasıl olabileceğini sorgulasalar da bilgi ve tecrübeyi akıllarının ucuna getiremezler. Fikir edinme adına kendi kafalarında insanlarla oturup saatlerce beyin fırtınası yaparlar. Bir sonuca ulaşamazlar. Öyle ya beyin fırtınası yapılabilmesi için beynin olması gerekir. Sonunda oy birliği ile karar verirler ve karalama kampanyasına başlarlar.

Ruhu kirlenmiş insanların anlayamadığı şey itibarın arzla taleple ilişkisinin bulunmadığıdır. Karaladıkları insanların itibar görme ya da görmeme gibi bir dertleri yoktur. Onların karalamalarından etkilenen ya da etkilenmeyenler de umurlarında değildir. Kaynağına ulaşılabilir sahih bilgiden uzaklaşmama gayreti ile yaşamlarına devam ederler.

Altın semerli eşeklerle birlikte olmak zorunda iseniz yapacağınız tek şey her muhatap olduğunuzda zorunluluğunuzu ona hatırlatmaktır. Sahiplerine de çok kızmayın. Onların çıkardığı her problemden sahipleri haberdardır. Karpuz kabukları bitince açlıktan ölüme terk ederler hayvanı.

Aklınızdan soru işaretleri eksik olmasın…

Devamını Oku

Veri politikasındaki amaçlarla sınırlı ve mevzuata uygun şekilde çerez konumlandırmaktayız. Detaylar için veri politikamızı inceleyebilirsiniz.