DOLAR

9,6153$%1.08

EURO

11,2367%1.02

STERLİN

13,2482£%0.55

GRAM ALTIN

553,38%1,55

ÇEYREK ALTIN

8.877,86%1,45

BİTCOİN

590592฿%-0.64692

Yatsı Vakti a 02:00
Malatya AÇIK 19°
  • Adana
  • Adıyaman
  • Afyonkarahisar
  • Ağrı
  • Amasya
  • Ankara
  • Antalya
  • Artvin
  • Aydın
  • Balıkesir
  • Bilecik
  • Bingöl
  • Bitlis
  • Bolu
  • Burdur
  • Bursa
  • Çanakkale
  • Çankırı
  • Çorum
  • Denizli
  • Diyarbakır
  • Edirne
  • Elazığ
  • Erzincan
  • Erzurum
  • Eskişehir
  • Gaziantep
  • Giresun
  • Gümüşhane
  • Hakkâri
  • Hatay
  • Isparta
  • Mersin
  • istanbul
  • izmir
  • Kars
  • Kastamonu
  • Kayseri
  • Kırklareli
  • Kırşehir
  • Kocaeli
  • Konya
  • Kütahya
  • Malatya
  • Manisa
  • Kahramanmaraş
  • Mardin
  • Muğla
  • Muş
  • Nevşehir
  • Niğde
  • Ordu
  • Rize
  • Sakarya
  • Samsun
  • Siirt
  • Sinop
  • Sivas
  • Tekirdağ
  • Tokat
  • Trabzon
  • Tunceli
  • Şanlıurfa
  • Uşak
  • Van
  • Yozgat
  • Zonguldak
  • Aksaray
  • Bayburt
  • Karaman
  • Kırıkkale
  • Batman
  • Şırnak
  • Bartın
  • Ardahan
  • Iğdır
  • Yalova
  • Karabük
  • Kilis
  • Osmaniye
  • Düzce
a
Bu Sabah TV
Bu Sabah TV
Atilla KANTARCI

Atilla KANTARCI

22 Ekim 2021 Cuma

ESKİ OTOBÜS ŞOFÖRLERİ-1-

22/10/2021
0

BEĞENDİM

ABONE OL

ESKİ OTOBÜS ŞOFÖRLERİ-1-

 

         Daha binmeden hafiften bir mazot  kokusunun genze dolduğu, içeri adım atar atmaz motorundan yayılan sıcağın yüze vurduğu, sekiz saati aşan yolculuklarda yolun nasıl biteceğinin düşünüldüğü, “söyleyin sevdiğim nerede” diye başlayan ve koridora yayılan müziğin gönül tellerimizi titrettiği, yola koyulur koyulmaz insana başka dünyaların sınırlarına yaklaşıyor olma heyecanı yaşatan ilk özgürlüklerimizdi otobüsler ve onları kullanan hepimizin kahramanı olan şoförlerimiz…

        1950 ve 1960 lı yıllarda Malatya’da iki otobüs firması hizmet veriyordu. Bunlardan biri, Kantarcı ailesinin sahibi olduğu “Kantarcı Turizm” firması, diğeri ise Aksoğanoğlu ailesinin sahibi olduğu “Zafer Turizm” otobüs firması idi.

       Kantarcı Turizm firmasına ait otobüsler Kışla caddesinde bulunan ve şu an yerinde İstanbulluoğlu iş hanının bulunduğu Kantarcı garajından kalkardı.

       Zafer Turizm otobüsleri ise, Teze caminin hemen alt kısmında bulunan Hacı Ariflerin hanından kalkardı. 

       Kantarcı Turizm’in kullandığı ilk otobüsü Enter marka, Zafer Turizm’in ilk otobüsünün markası ise Chevrolet idi. Daha sonra Kantarci Turizm filosuna Volvo, Scania Vabis, Mercedes ve sonraki yıllarda Magirus marka otobüsler ilave etti.  Zafer Turizm ise Skoda daha sonra Magirus ve 302 Mercedes marka otobüslerle hizmet verdiler.

       Ankara, İstanbul seferleri başlamadan önce, Kantarcı Turizm, Elazığ- Malatya arasında, Zafer Turizm ise Gaziantep- Malatya arasında çalışırdı. Daha sonra her iki firma da Ankara seferlerine başladı. İstanbul seferi için uzun bir süre geçmesi ve otobüslerin daha modern hale gelmesi gerekecekti. ( Daha önceki yıllarda, İstanbul’a gitmek için sekiz kişilik, çift atlı, makaslı, üzeri ve yanları tenteli, küçücük pencereleri bulunan “yaylı” ya binilir, papur yolu denilen yol takip edilerek, Sivas’a ulaşılırdı. Daha sonra geceleri bitli pireli, tahtakurulu hanlarda kalarak, Samsun’a ulaşılır, orada üç dört gün vapur bekledikten sonra 18-20 gün içinde İstanbul’a ulaşılırdı.) 

         Malatya-İstanbul direk otobüs seferlerinin başlaması, size garip gelebilir ama, Magirus Deutz marka otobüslerin çıkmasına yani 1966-67 yıllarına denk gelmektedir. İlk olarak Zafer Turizm, İstanbul seferine başlamış, bir müddet sonra da Kantarcı Turizm İstanbul seferlerine başlamıştır. (O yıllardan bir radyo reklamı hatırlatayım. Radyodan zzzzttt diye bir ses ve ardından “ ne geçti Magirus geçti”)

       Kantarcı Turizm firması, 1960 lı yılların başlarında Elazığ’da otobüs firması bulunmadığı için seferlerine Elazığ’dan başlar, Elazığ yolcularını alıp Malatya’ya gelir, Malatya’dan da yolcuları alarak Ankara’ya hareket ederdi. Yani iki şehrin yolcusu ancak bir otobüsü doldururdu.

        Bu nostaljik bilgilerden sonra o yılların önemli mesleği şoförlükten ve o dönemin şoförlerinden bahsedeyim.

        Şoförlüğün kıymetli olduğu, yıllardı o yıllar. Şoförlerin parmakla gösterildiği yıllardı…

         Otobüsler de şimdiki gibi çift şoför çalışmazdı.

         Rahmetli babam anlatırdı;

         Yıl, 1960, Malatya- Kayseri- Kaman- Gölbaşı -Ankara yolu o yıl hizmete açılmıştı. Şahin Usta (Havlucu) isimli bir şoförümüz var ve Ankara’ya gidiyor. O günkü yolların kalitesini  anlatmak için, otobüslerin virajları almak için manevra yapmak zorunda kaldıklarını, yani tek seferde dönemediklerini, muavinlerin inip takoz üstüne takoz koyduklarını belirteyim. Çoğu yerde de iki araç yan yana geçemezdi.

        Üstelik koca koca otobüsler tahtadan yapılmış derme çatma köprülerden geçerek yol alıyordu. Çoğu zaman gelen sel suları köprüyü önüne katıp götürür, şoförler köy yollarından geçerek ana yola ulaşırlardı. 

         Hele kış mevsiminde Uzun yayla’yı geçmek her şoförün harcı değildi. 

         Scania-Vabis marka burunlu otobüslerle eski yoldan Elazığ’a üç saatten önce gidilemediğini söylersem ayrıca otobüslerde kaloriferin dahi olmadığı düşünülürse, (Daha sonraki yıllarda, egzoz borusu, uzatılarak otobüsün içinden geçirilmiş ve kalorifer eksikliği bu şekilde giderilmişti) eski yolculuklar hakkında bir fikir sahibi olabilirsiniz diye düşünüyorum. 

Devamını Oku

ÇİN SEDDİ

15/10/2021
0

BEĞENDİM

ABONE OL

ÇİN SEDDİ

 

        Çin Hanedanı, başta Büyük Hun İmparatorluğu olmak üzere kuzeyden gelen “Moğol” ve “Türk” boylarının saldırısına karşı savunma amacıyla duvarının yüksekliği 6 metre, taban kalınlığı 7 metre ve üst kalınlığı ise 6 metre civarında olan üst kısımlarında atlar ve arabaların gidebildiği, kalın duvarlar boyunca siperlik ve okçu delikleri, 200 metrede bir gözetleme kulesi ve 9 kilometrede bir fener kulesi bulunan  2500 kilometre boyunca uzanan ve dünyanın yedi harikasından biri sayılan muhteşem bir duvar yaptılar…

         Rahatlamışlardı…

         Nasıl olsa artık düşmanlar bu muhteşem yapıyı aşamayacak ve rahat edeceklerdi…

          Fakat kazın ayağı hiç de öyle olmadı.

          Çin Seddinin inşa edilmesinden sonraki yıllarda Çinliler üç misli daha fazla işgale uğradılar…

          Neden mi?

          Türk piyade askerlerinin hiçbir zaman duvara tırmanma ve duvarı aşma ihtiyaçları olmadı.

         Çünkü, işin kolayını bulmuş muhafızlara rüşvet vererek kapılardan kolayca girmişlerdi.

         Çinliler yüksek ve kalın duvar inşa etmiş fakat duvar muhafızlarının karakterlerini inşa edememişlerdi.. 

         Demek ki neymiş!

        “İnsan karakterini inşa etmek, her şeyin inşaasından önce gelmeli”… imiş…

        Ülkemizin bugünkü ihtiyacı tam da işte budur.

        Bir oryantalistin sözlerini anımsadım;

        Bir milletin ahlaki yapısını bozmak istiyorsanız önce aile yapısını bozun sonra eğitim sistemini sonra da rol modellerini alçaltınki İNSANİ DEĞERLERİ öğretecek kimse kalmasın…

      Kıssadan hisse; 

       Tarihçi Arnold Toynbee’de 12 ciltlik magnum opus Tarih Araştırma Çalışması’nı şu cümlelerle bitiriyor;

            “Büyük medeniyetler başkaları tarafından çökertilmez, kendi yaşamlarına kendileri son verir”…

        Selam olsun Malatya’mın güzel insanlarına…

Devamını Oku

AKPINAR ASLANLI ÇEŞMESİ…

08/10/2021
0

BEĞENDİM

ABONE OL

AKPINAR ASLANLI ÇEŞMESİ…

Çeşme kelimesinin etimolojisine bakacak olursak Farsça’da “göz” anlamındaki ÇEŞM den geldiği anlaşılır. Biz de güzel Türkçemizde suyun kaynağına “göze” veya “göz” demez miyiz?

Arapçada da durum aynı olup, pınara “ayn” denmektedir. Ayn da “göz” mânâsındadır.

Bu sebepten, evlerde ve iş yerlerinde henüz içme suyunun olmadığı dönemlerde halkın su ihtiyacını karşıladığı şehir kültürünün en önemli ögelerinden biri olan çeşmelerimize Malatya insanı gözü gibi bakardı.

Kernekten gelen kaynak suyu Fuzuli caddesinin altından geçerek ( ki o yıllarda bu cadde henüz açılmamıştı. Yeri belirlemek için bu ismi kullandım) şimdiki Soykan Parkı dediğimiz bölgeye kadar gelir ve burada beş kola bölünürdü.

Birinci kolu sağ tarafta bulunan eski Edison mağazasının orada bulunan Saltoğlu Hamamına, ikinci kolu Teze Camiye, üçüncü kolu Eski Taş Mağazanın (Hacı Azmi Alacahanlı) solunda bulunan tarihi çeşmeye (İlk fotoğrafdaki çeşme), dördüncü kolu Aksoğanoğlu ailesinin yaşadığı konağa ve önündeki çeşmeye (şu anda PTT arkasındaki Aksoğanoğlu hanın olduğu yer), beşinci kol da Ermeni vatandaşımız Depanos Ustanın evine giderdi…

O dönem Kernekten, Akpınara, Mücelliden Sıtmapınarına kadar tüm bölgelerimizde estetik harikası çok güzel çeşmelerimiz vardı.

Şirket Hanı çeşmesi, Sıtma Pınarı, Akpınar Aslanlı Çeşmesi, Afyon Hanı Çeşmesi, Hosrafoğlu Çeşmesi bunlardan bazılarıydı.

Gelelim anlatmak istediğim esas konuya;

Aşağıda fotoğraflarını gördüğünüz çeşme, Malatya’da belli bir yaş üzerindeki hemşehrilerimizin anılarında yer tutan Akpınar Aslanlı Çeşmesidir.

Bu çeşme arkasındaki kaideden ayrılarak sadece aslanlarıyla günümüze kadar gelmiş ve şu anda Gazi Parkında bulunmaktadır.

Bir Malatya’lı olarak gönlümüz, bu tarihi çeşmemizin Malatya’nın çok daha fazla kişiye hitap edeceği bir noktasına arkasında kaidesiyle birlikte taşınması ve orada uzun yıllar kalıcı olmasından yanadır.

Umarım konunun muhatapları sesimizi duyup bu çeşmemize gereken ilgiyi gösterir ve bu tarihi çeşmemizin itibarını tekrar iade ederler…

Selam olsun Malatya’mın güzel insanlarına…

Devamını Oku

2021 UNESCO AHİLİK YILI!

01/10/2021
0

BEĞENDİM

ABONE OL

2021 UNESCO AHİLİK YILI!

UNESCO’nun 2021 yılını Ahi Evran’ın doğumunun 850. Yıl dönümü Anma ve Kutlama yılı olarak kabul ettiğini biliyor muydunuz?

Öncelikle kendi soruma kendim cevap vereyim;

Ben bilmiyordum!

Çoğunuzun da bildiğini zannetmiyorum…

Ama… Ahiliğin, iyi ahlakın doğruluğun, kardeşliğin, yardımseverliğin kısacası bütün güzel meziyetlerin birleştiği bir sosyo-ekonomik düzen olduğunu biliyorum.

Peki UNESCO Ahi Evran yılında, Ahi Evran’ın kurucusu olduğu Ahiliği genç nesillerimize, bırakın genç nesilleri kimseye anlatabildik mi?

13-19 Eylül 2021 tarihleri arasında tüm Türkiye’de ve Malatya’da Valiliğimizin öncülüğünde Belediye ve Esnaf kuruluşlarının katılımı ile Ahilik Haftası kutlamaları yapıldı.

Bu yıl, Ahi Evran etkinliklerinin güya uluslararası boyut kazanmasına rağmen etkinliklerin yüzyılları aşarak günümüze ulaşan temel felsefelerin, öngörülerin günümüzün anlayışıyla incelenip geliştirilmesi yönünde ilmi araştırmalar, seminerler, konferanslar, açık oturumlar, makale, film, tiyatro ve televizyon programlarında yeterince anlatılamadığı görülmüştür.

Üzülerek söylüyorum ki UNESCO tarafından 2021 yılının uluslararası Ahi-Evran yılı ilan edilmesine rağmen Valiliğin öncülüğünde belediye ve esnaf odalarımızın sönük geçen rutin kutlamalarıyla, Ahi Evran belki anılmıştır! ama onun felsefesi olan “Ahilik” yeni kuşaklara anlatılamamıştır…

Günümüzde Tüketici Hakları, Toplu Kalite Yöntemi, Standartlar, Kalite, Ticari Ahlâk, adalet anlayışı vb. kavramlarla ifade edilen Ahilik İlkeleri ve birçok ticari unsur İslami inançtan kaynaklanarak Ahi Teşkilatlarında şekillenip yerleşmişti.

Ne yazık ki günümüzde birçok ahlâki kavram zamanla yozlaştı ve tanınmaz hale geldi.

Bizim görevimiz, tarihin derinliklerinden günümüze kadar gelen ve bizi biz yapan, bizi millet yapan öz değerlerimize, kültürümüze önem verip, geçmişimize sahip çıkarak, geleceğimize yön vermektir.

Gönül isterdi ki Sanayi ve Teknoloji Bakanlığı, Ticaret Bakanlığı, Kültür ve Turizm Bakanlığı, TOBB, TESK, öncülüğünde Ahilik Vakfı ve diğer meslek kuruluşlarının da katılımı ile UNESCO Ahi Evran yılı etkinliklerinin uluslararası seviyede daha kapsamlı kutlanabilsin ve Ahilik tüm güzellikleriyle genç kuşaklara anlatılabilsin.

Devamını Oku

BİR MALATYA MASALI

24/09/2021
0

BEĞENDİM

ABONE OL

BİR MALATYA MASALI

Bir varmış bir yokmuş

Evvel zaman içinde

Kalbur saman içinde

Deve tellal iken, pire berber iken

Ben babamın beşiğini tıngır mıngır sallar iken,

Saltoğlu, Tahtalı, Belediye, Hacı Hüseyin, Yıldız hamamlarının gazan gapısında ter atıp, dinlenirken “patates öfelemesi ve zehir gibi acı çiğ köfteler yiyip, üstüne de bol asitli, otuz iki dişe keman çaldıran buz gibi Demir Gazozunu bir dikişte bitiren, hamamda sıraya dizilen hizmetlilere bol bol bahşiş bırakan beg gönüllü insanların yaşadığı bir şehir varmış.

Bu şehrin insanları ne yaparsanız yapın, köprü, yaprak ve toprak diyemez, bunların yerine; “körpü, yarpağh ve torpağh” derlermiş.

Bu şehrin eli öpülesi anaları, çocuklarını hastalığı ne olursa olsun, “tere yağıynan bekmezi gızdır iç bir şeyin galmaz” düsturuyla tedavi eder “yüzün güle, yüzün ağ ola, ömrün uzun ola, gadan baa gele”, diyerek işlerine uğurlarlarmış.

Bu şehrin güzel insanları, kuyruk sokumuna “pıstik”, çiviye “mıh”, dere otuna “samut”, naneye “anuğh”, asmaya “ariş “, asma yaprağına “tevek”, havuca “pirçekli”, mısıra “gilgil”, hindiye “culuğh”, hizmetçiye “totaba”, merdivene “ayağhcağh”derlermiş.

Bu şehrin çocukları, hastalıklı beyinlerin ürettiği, uzun süre izlendiğinde insan psikolojisini bozduğu kesinleşen televizyon dizileri yerine çocuk hayal dünyasını geliştiren masallar dinleyerek, kesmece, bastığh, gara üzüm, Besni üzümüyle karıştırılmış leblebi, ceviz, tut gurusu, elma gağhı, armut gağhı gibi tamamen organik çerezler yiyerek, ıhlamurlar, şerbetler içerek gerek bedensel gerekse ruhen sağlıklı bireyler olarak yetişirlermiş.

Bu ruhen ve bedenen sağlıklı yetişen çocuklar, zamane çocukları gibi evde, bilgisayar başında bağımlı kalmaz, gerektiği zaman mahallelerinde arkadaşlarıyla, sülü deynek, develeme, yakan top, hombek, Adıyaman hombegi, uzun eşşek!, köşe kapmaca, gaggılama, golum kıssa, beş taş, hollik, körebe, bilya yani bilye veya misket, saklambaç, yakalamacılık, hayfene kurma, ayak yere basmaz hop cambaz, ip atlama, çizgiye gazoz kapağı atma, istop, ortada sıçan, minyatür kale futbol maçı ve voleybol oynayarak, derelerde çimerek büyürlermiş.

Bu şehirde, “sağlam kafa sağlam vücutta bulunur” diyen tertemiz, vatansever, gençler yetişir ve bu gençleri yetiştiren birbirini seven ve saygı gösteren edep timsali, adam gibi ebeveynler yaşarmış.

Bu ebeveynler “edep ya hu” düsturuyla yetiştikleri için, çağalarına da edepli olmanın, herşeyden önemli olduğunu “önce edep” diyerek vurgularlarmış, ” her şey olmak kolay da adam olmak zordur” ilkesinden hareket ederek “adam gibi adamlar” yetiştirmişler, bunun sonucunda bir çok bilim adamı ve de iki Cumhurbaşkanı çıkaran, mert ve iyi insanların çoğunlukta olduğu bir şehir olmanın gururunu yaşamışlar…

Bu şehrin adı Malatya imiş…

Onlar ermiş muradına,

Biz çıkalım kerevetine.

Selam olsun bu masalın kahramanlarına…

Selam olsun Malatya’mın güzel insanlarına…

Devamını Oku

Veri politikasındaki amaçlarla sınırlı ve mevzuata uygun şekilde çerez konumlandırmaktayız. Detaylar için veri politikamızı inceleyebilirsiniz.