Dünyada birçok yerde farklı adları kültürleri vardır kahvenin. Fakat Türk kahvesi hepsinden farklı bir tattır. Geleneksel Türk kültürümüzün bir parçasıdır. Yemek sonralarında,soluklandığımızda, misafirperverliğimizde, sohbetlerimizde hep vesiledir kahve.

Merak ettiniz mi,nereden gelmiş, Nasıl miras kalmış bizlere?

Türk Kahvesi Kültürüve Araştırma Derneği’ne göre; Kuzey Afrika (bugünkü Habeşistan) kökenli bir bitki olan, kahve meyvesinin  çekirdekleri 15. yüzyıldan itibaren Yemen’den başlanarak Arap yarımadasında kavrulup içecek haline getirilir. Mısır ve Arap coğrafyasında yaygınlaşır. Yemen Fatihi Özdemir Paşa’nın sefer dönüşü İstanbul’a bir miktar kahve getirdiği rivayet edilir.İstanbul’da ilk kahvehanenin ise 1554’de Eminönü’nde açıldığını tarihler gösterir. Kahve o günden sonra Arap uygulamalarından ayrışıp bugünkü Türk Kahvesine dönüşmüş ve kavrulmasıyla, pişirilmesiyle, sunumuyla o zamanlar saraylarımıza şimdilerde ise mutfağımıza girmektedir. Bu konuda birçok hikaye ve söylenti vardır. Nasıl olmuş, nasıl bu kadar yerleşmiş kültürümüze; biz tiryakiler çok da sorgulamaz tadını çıkarırız.

Birde Malatyalı Bayram Amcadan duyduklarımı yazayım sizlere. Malatya’ya dibek kahvesiyle 3 nesildir hizmet veren bu küçücük, buram buram kahve kokan dükkandan bahsedeyim sizlere:

Ne zaman bu sokaktan geçsek bizi çarpan o güzel kahve kokusu Bayram Amcanın Dibek taşında (Zokku Demiriyle) dövdüğü kahvelerden yayılır sokağa.

Ve başlatır anlatmaya:“Dünya genelinde birçok kahve çekirdeği vardır, birçok da kahve ağacı. Ben Arabica, Robusta,Liberica bunları bilirim en iyi kahve çekirdeği Arabica’dır” diyor. Ve yeniden başlıyor işine, mesleğine duyduğu sevgiyi heyecanla anlatmaya. “Dibek taşına kahve çekirdeklerini koyarız, sonra elenir onlar, kahve yöreye göre kavrulur, tiryakinin kendine has kavurma biçimi vardır” diyor.

Çift kavurma, fazla kavurma, orta kavurma…

“Malatya’mızda en çok orta kavrulmuş kahve tüketilir” diyor bir fincan da bol köpüklü kahve tarifi veriyor bizlere. “Bir fincan kahve için öyle musluktan aldığın suyu kullanma, hemen dinlendirilmiş su kullan, bir tepeleme tatlı kaşığı yada (10) gr kahve kat bakır cezvene, arzuya göre şeker, sonra en kısık ateşte pişir kahveni” diyor. 

“Kahvenin tadı gösterdiğin sabır, ilgi kadar güzeldir, kahve sabır ister” diyor. Bana birde kahve ikram ediyor, bu dedelerden, babadan kalma mesleği anlatırken.  Sonra kırk yıllık hatırı kalıyor Bayram Amcanın bizlerde…

Bu güzel, taze, mis kokulu eşiz lezzet Malatya’mıza hizmet vermeye dilerim uzun yıllar devam eder.

Sohbetimize, yalnızlığımıza, neşemize, bazen sevdiğimiz bir türkü, bir kitap ile, bazen masamızda iş güç arasında kaybolmuşken eşlik eden bir fincan kahvemiz olsun hep. Her ne kadar ‘çayın kalabalıkla, kahvenin yalnızlıkla arası iyidir’ denilsede, birer fincan kahve alıp, karşılıklı susup yada karşılıklı konuşabileceğiniz insanların hiç eksik olmaması dileğiyle…

Avatar
Adınız
Yorum Gönder
Kalan Karakter:
Yorumunuz onaylanmak üzere yöneticiye iletilmiştir.×
Dikkat! Suç teşkil edecek, yasadışı, tehditkar, rahatsız edici, hakaret ve küfür içeren, aşağılayıcı, küçük düşürücü, kaba, müstehcen, ahlaka aykırı, kişilik haklarına zarar verici ya da benzeri niteliklerde içeriklerden doğan her türlü mali, hukuki, cezai, idari sorumluluk içeriği gönderen Üye/Üyeler’e aittir.
Avatar
Adem KORKMAZ 2018-04-17 00:03:29

Bayram amca kim duymadim daha once ama bakip kahve alacam kesinlikle .Gurbetciyim Malatyaliyim tesadufen denk geldim gazetenize bir dukkanda yarin ilk isim kahve almak yazi harika bilgi emek samimiyet Malatyamizin misafir perverligi Adem korkaz sevgiler yazarhanim tebrikler

banner29

banner52