Oruç Hakkında...

Malatya İl Müftü Yardımcısı İhsan Mesut Akbaş, orucun tanımını, hükmünü, şartlarını ve hikmetini anlattı. Orucun vaki ve sahura kalkmak konularına değinen Akbaş, orucun çeşitlerine de değindi.

Oruç Hakkında...

Malatya İl Müftü Yardımcısı İhsan Mesut Akbaş, orucun tanımını, hükmünü, şartlarını ve hikmetini anlattı. Orucun vaki ve sahura kalkmak konularına değinen Akbaş, orucun çeşitlerine de değindi.

18 Mayıs 2018 Cuma 12:02
Oruç Hakkında...

Malatya İl Müftü Yardımcısı İhsan Mesut Akbaş’ın konu hakkında verdiği bilgiler şu şekilde:

“ORUCUN TANIMI:

İslam’ın beş temel esasından biri olan Oruç, Farsça'dan Türkçe'ye geçmiş bir isimdir. Kelimenin aslı ‘Ruze’dir. Önceleri ‘Oruze’ (günlük) olarak kullanılmış; daha sonra ‘Oruç’ şeklinde telaffuz edilmeye başlanmış ve bu şekliyle yaygınlaşmıştır. Arapça karşılığı ‘savm’ veya ‘sıyam’dır.

‘Savm’ kelimesi ıstılahta, ‘İkinci fecir’den (‘fecr-i sadık’tan) itibaren, güneşin gurubuna kadar yemekten, içmekten, cinsel ilişkiden ve orucu bozan diğer şeylerden, Allah Teala'ya kulluk niyetiyle nefsi alıkoymaya verilen ibadetin ismidir.

ORUCUN HÜKMÜ:

Oruç, Peygamber’imizin (a.s), hicretinden bir buçuk yıl sonra Şaban ayının onuncu günü farz kılınmıştır. 

Orucun farz kılındığını bildiren ayetler şunlardır:

‘Ey iman edenler! Allah’a karşı gelmekten sakınmanız için oruç, sizden öncekilere farz kılındığı gibi, size de farz kılındı. Oruç, sayılı günlerdedir. Sizden kim hasta, ya da yolculukta olursa, tutamadığı günler sayısınca başka günlerde tutar. Oruca gücü yetmeyenler ise bir yoksul doyumu fidye verir. Bununla birlikte, gönülden kim bir iyilik yaparsa (mesela fidyeyi fazla verirse) o kendisi için daha hayırlıdır. Eğer bilirseniz oruç tutmanız sizin için daha hayırlıdır.’ (Bakara, 2/183-184)

Oruç, yalnız bedenle yapılan bir ibadettir. Oruç tutma şartlarına haiz olan her mükellef için Ramazan Ayı’nda oruç tutmak ‘farz-ı ayn’dır.

ORUCUN ŞARTLARI:

Orucun farz olması için onda üç şartın bulunması gerekir: Birincisi; İslâm'dır. Bilindiği gibi, bir ibadetin sahih olabilmesi için mükellefin ihlâsla tevhid akidesine bağlanması şarttır. İkincisi; akıldır. Delilere ve ehliyet arızası bulunan kimselere oruç farz değildir. Zira teklifin mahiyetini bilmesi gerekir. Üçüncüsü; bulûğa ermiş olması lazımdır.

Orucun edâsının farz olması için gerekli şartlar:
Birincisi: Sıhhatli olmaktır.

İkincisi: Mukim olmaktır, yani seferî halde bulunmamaktır.

Oruç'un edâsının sahih olmasının şartları (geçerlilik şartları):

Birincisi: Niyet etmektir. Niyet; kalbe ait olan kat'i bir azimdir. Mükellefin oruç tutacağını kalbi ile bilmesi ve azmetmesi niyet hükmündedir. Bunu dili ile söylemesi ise sünnettir. Ramazan ve nafile oruçlarla vakti belirtilmemiş adak oruçları için gün batımından ertesi gün kuşluk vaktine kadar niyet edilebilir. Kaza, kefaret ve günü belirli adak oruçlarına en geç imsak vaktine kadar niyet edilebilir.

İkincisi: Kadınlar için hayızdan ve nifas'tan temizlenmektir.

ORUÇ İBADETİNİN HİKMETİ:

İbadetlerde asıl olan Allah-u Teala’ya (c.c) ihlasla kulluk etmektir. Orucun hikmetlerinden bazılarını kavramak mümkündür. Ancak taabbüdi olan bu gibi ibadetlerde bütün hikmetleri tespit etmek mümkün değildir. Bu sebeple Allah'a kulluk esas alınmalıdır.

Peygamberimiz (a.s) Efendimiz:

‘İslam beş (temel) üzerine kurulmuştur: Allah’tan başka ilah olamadığına ve Muhammed’in (a.s.) O’nun kulu ve elçisi olduğuna şahitlik etmek, namaz kılmak, zekat vermek, hacca gitmek ve ramazan orucunu tutmak’ buyurmuşlardır. (Buhari, Sahih, İman, 2/,41. (І. 20.); Müslim, Sahih, İman, 2/21.(І. 45.))

Oruç, riyanın en az karışacağı bir ibadet olduğu için sevabı en fazla olan ibadetlerden sayılmıştır.

Bir ‘hadis-i kudsi’de şöyle buyurulmuştur:

‘Oruç bir kalkandır. Oruçlu kötü (kem) söz söylemesin. Cahillik (olarak nitelendirilebilecek şeyleri) yapmasın. Kendisiyle itişmek ve dalaşmak isteyene iki defa ‘Ben oruçluyum.’desin (ve ona uymasın).

Canımı elinde tutan Allah’a yemin ederim ki; oruçlunun ağız kokusu Allah katında misk kokusundan daha hoştur.

(Ağzı kokan şu kul) yemesini, içmesini ve şehvetini, benim için terk ediyor. Oruç benin içindir. O orucun ecrini ben vereceğim. Halbuki başka ibadetlerin hepsi on misliyle ödenmektedir.’  (Buhari, Sahih, Savm, 30/2, 9.(П.226.228.); Müslim, Sahih, Sıyam, 13/163.164.165.(І.807.))

ORUCUN VAKTİ:

İslâm bilginleri Orucun vaktinin ‘fecr-i sadık’la başlayacağı ve güneş batıncaya kadar devam edeceği hususunda müttefiktirler.

Kur'an-ı Kerim'de şöyle buyurulur:

 ‘Oruç gecesinde kadınlarınıza yaklaşmak size helal kılındı. Onlar, size örtüdürler, siz de onlara örtüsünüz. Allah (Ramazan gecelerinde hanımlarınıza yaklaşarak) kendinize zulmetmekte olduğunuzu bildi de tövbenizi kabul edip sizi affetti.

Artık eşlerinize yaklaşın ve Allah’ın sizin için yazıp takdir etmiş olduğu şeyi arayın. Şafağın aydınlığı gecenin karanlığından ayırt edilinceye (tan yeri ağarıncaya) kadar yiyin, için. Sonra da akşama kadar orucu tam tutun. Bununla birlikte siz mescitlerde itikafta iken eşlerinize yaklaşmayın. Bunlar, Allah’ın koyduğu sınırlardır. Bu sınırlara yaklaşmayın. Allah, kendine karşı gelmekten sakınsınlar diye, âyetlerini insanlara böylece açıklar.’ (Bakara, 2/187)

SAHURA KALKMAK:

Mükellef olan her mümin sahura kalkma hususunda titiz davranmalıdır. Sahur yemeğinin müstehap olduğunda icma’ vardır. Sahur yemeğinde bereket vardır:

Rasul-ü Ekrem (s.a.s) şöyle buyurmuşlardır:

‘Sahur yemeği yiyiniz. Çünkü sahur yemeğinde bolluk (bereket) vardır.’ (Buhari, Sahih, Savm, 30/20. (П.232.); Müslim, Sahih, Sıyam, 13/45. (І. 770.))

İftar yemeği yedirmek güzel ve sevaplı bir davranıştır.

Zira Peygamberimiz (a.s.): ‘Oruçluya iftar ettiren kimse, oruçlunun sevabında bir eksilme olmaksızın, oruçlunun alacağı kadar sevap alır.’ buyurmuştur. (Tirmizi, Sünen, Savm,4/82. (Ш.171.); İbn-i Mace, Sünen, Sıyam, 8/45.(І.555.)) 

Oruç, kişiyi kötü ve çirkin, başkalarını rencide edecek boş ve gereksiz sözlerden korumalıdır. Aksi takdirde Allah Teala katında bu oruç, makbul bir oruç olmayacaktır. Peygamberimiz bu durumu anlatmak üzere: ‘Yalan konuşmayı bırakmayan, yalanla amel etmekten kaçınmayan kimsenin kendini aç ve susuz bırakmasına Allah’ın ihtiyacı yoktur.’ buyurmaktadır. (Buhari, Sahih, Savm, 30/8.(П. 228.)

ORUCUN ÇEŞİTLERİ:

Oruç ibadeti farz, vacip ve nafile olmak üzere üçe ayrılır.

Farz olan oruçta kendi arasında ikiye ayrılır.

Birincisi Ramazan-ı Şerif orucu gibi muayyen olan farz oruç.

İkincisi, muayyen olmayan farz oruç. Meşru bir sebeple kazaya bırakılan ramazan orucu ve kefareti gerektiren bir durum sebebiyle tutulacak kefaret orucu gibi.

Hükmen vacip olan oruçlar da, kendi aralarında muayyen ve gayr-i muayyen olmak üzere ikiye ayrılır.

Muayyen olan vacip oruç, mükellef tarafından gün tayin edilerek adanan oruçtur.

Eğer mükellef muayyen bir vakit tayin etmeksizin oruç nezrederse, orucunu dilediği zaman eda edebilir. Buna da gayr-i muayyen vacip oruç denilir.

Bunların dışında bir de Allah-u Teâlâ’nın (c.c) rızasını kazanmak niyetiyle tutulan nafile oruçlar vardır.

Oruç, mükellefi her türlü şehevi arzulardan alıkoyan ve ihlası artıran bir ibadettir.

Oruçta açlığa, susuzluğa ve nefsin diğer arzularına karşı direnmek oldukça önemlidir. Allah-u Teala (c.c)'ya iman eden ve O'nun dini uğruna her türlü fedakarlığa karar veren müminler; oruç ibadeti ile kuvvetli bir iradeye sahip olurlar. Yoksulların durumunu daha iyi anlar, onların sıkıntılarının giderilmesinde daha fazla çaba sarf ederler.

Orucun maddi ve manevi faydalarının yanında, sağlık açısından da pek çok yararları bulunduğu uzman hekimler tarafından ifade edilmektedir.

KAZA VE KEFFARETİN DELİLİ:

Ebu Hüreyre (r.a) şöyle buyurmuşlardır: ‘Bir ara biz Peygamber’in (s.a.s) yanında oturuyorduk. Bir adam Hz. Peygamber'e (sav) gelerek;

-’Mahvoldum’ dedi. Hz. Peygamber'in (sav);

-’Seni mahveden şey nedir?’ (diye sorması üzerine):

-’(Ramazanda) Oruçlu iken eşimle cinsel ilişkide bulundum’ dedi. Bunun üzerine Allah elçisi (s.a.s):

-’Köle azat edecek kadar mal bulabilir misin?’ dedi. Adam;

-’Hayır’ dedi. Hz. Peygamber (sav) buyurdu ki:

-’Peş peşe altmış gün oruç tutabilir misin?’ Adam:

-’Hayır’ cevabını verdi. Peygamberimiz (sav) buyurdu ki:

-’Altmış fakiri doyuracak mali imkanın var mı?’ Adam:

-’Hayır’ dedi.

Ravi dedi ki: Peygamberimiz (sav) (bunun üzerine) bir müddet kalakaldı. Biz bu halde beklerken bu sırada Rasulullah’a (s.a.s)' içinde hurma bulunan bir sepet  getirildi. Peygamberimiz (sav):

-‘Soru soran nerededir?’ buyurdular. Adam,

-‘Benim’ (buradayım) dedi. Peygamberimiz (sav):

-‘Bunu al ve tasadduk et.’ buyurdu. Adam,

-‘Benden daha muhtaç birisi var mıdır? Ya Rasulallah’ dedi. (Devamla) Allah’a yemin ederim ki, şu Harreteyn’de benim ehl-i beytimden daha fakir bir kimse yoktur, dedi.

(Bu söz üzerine) Peygamberimiz (sav) dişleri görünene kadar güldü. Sonra da:

-‘Al, bunu ailene yedir.’ buyurdu.  (Buhari, Sahih, Savm, 30/4.(П. 236.); Müslim, Sahih, Sıyam 13/81.(I.781-782); Ebu Davud, Sünen, Savm 37.(П. 783-784.))”

busabahmalatya.com

HABER MERKEZİ

Yorumlar
Avatar
Adınız
Yorum Gönder
Kalan Karakter:
Yorumunuz onaylanmak üzere yöneticiye iletilmiştir.×
Dikkat! Suç teşkil edecek, yasadışı, tehditkar, rahatsız edici, hakaret ve küfür içeren, aşağılayıcı, küçük düşürücü, kaba, müstehcen, ahlaka aykırı, kişilik haklarına zarar verici ya da benzeri niteliklerde içeriklerden doğan her türlü mali, hukuki, cezai, idari sorumluluk içeriği gönderen Üye/Üyeler’e aittir.