12 Aralık 2017 Salı

BAŞKA TOPLUMLARA BENZEMEMEK…

“İnsanın bedeni topraktan olduğu için gıdası da topraktan; ruhu ilahi menşe’li olduğu için gıdası vahiyden ve vahiy mahsulü değerlerden tanzim edilmiştir” diyen Malatya İl Müftü Yardımcısı İhsan Mesut Akbaş, bunların, iman, ibadet, ahlak olduğunu söyledi.

19 Haziran 2017 Pazartesi 11:27
 BAŞKA TOPLUMLARA BENZEMEMEK…

Din, bir değerler bütünüdür. Bu değerler insanların amacı, hedefi olan ve insana insanlığını kazandıran değerlerdir. Bu değerler hakkında gazetemize geniş bilgiler veren Malatya İl Müftü Yardımcısı İhsan Mesut Akbaş, önemli açıklamalarda bulundu. Akbaş, şunları kaydetti:

“İnsan, ruh ve bedenden meydana gelen Allah'ın yeryüzündeki halifesi. Âdem, beşer. Canlılar arasında en üstün olanı. İslâm, insanın temel özelliğinin yaratılmış bir varlık olduğunu bildirir. İnsan kendiliğinden, tesadüfen veya sebeplerin birleşmesiyle var olan bir canlı değil, –mesela evrim teorisinde iddia edildiği gibi maymundan değil- bilâkis Allah'ın yaratmış olduğu bir varlıktır. Diğer canlı-cansız bütün her şey gibi sonradan var edilmiştir. İnsanın yaradılışı O'nun gereksinimi olan bütün her şeyin yaratılmasından sonra gerçekleşmiştir.  Allah'ın yeryüzündeki halîfesi ve yaratılmışların en şereflisi olan insanın yaratılışını Kur'an-ı Kerim şöyle ifade etmektedir: ‘Andolsun ki biz insanı (Âdem'i) süzülmüş bir çamur (ve hülâsasın) dan yarattık.’ (Mü’minun, 23/12) Günümüz teknolojisinin, fen ilimlerinin, psikolojinin, sosyolojinin yarım ve eksik olarak ele aldığı insan üzerindeki çalışmalar İslâm öğretilerinin cüz'i bir kısmını oluşturmaktadır. Çünkü insanoğlunun sahip olduğu ‘ruh’ kavramı Allah'ın insana olan bir lütfudur. Böylece insanoğlunda bulunan beden ve ruh ikilisi tek bir canlıda toplanarak insan suretinde vücut bulmuştur. Bu nedenle Allah yeryüzünde kendi kanunlarının tatbik edilmesi için O'na halifelik görevi yüklemiştir. (Bkz. En’am, 6\165)

RUH VE MANEVİYAT İHMAL EDİLMEMELİDİR

İnsanın bedeni topraktan olduğu için gıdası da topraktan; ruhu ilahi menşe’li olduğu için gıdası vahiyden ve vahiy mahsulü değerlerden tanzim edilmiştir. Bunlar;

a- İman

 ‘(Resulüm!) de ki: ‘Eğer biliyorsanız (söyleyin bakalım), bu dünya ve onda bulunanlar kime aittir? Allah'a aittir’ diyecekler. ‘Öyle ise siz hiç düşünüp taşınmaz mısınız?’ de. Yedi kat göklerin Rabbi, azametli Arş'ın Rabbi kimdir?’ diye sor. (Onlar da) Allah'ındır.’ diyecekler. ‘Şu halde siz Allah'tan korkmaz mısınız?’ de.Eğer biliyorsanız (söyleyin), her şeyin melekûtu (mülkiyeti ve yönetimi) kendisinin elinde olan, kendisi her şeyi koruyup kollayan; fakat kendisi korunmayan (buna muhtaç olmayan) kimdir?’ diye sor.(Bunlar da) Allah'ındır.’ diyecekler. ‘Öyle ise nasıl olur da büyülenirsiniz?’ de’. (Mü’minun, 23/84-89)

b- İbadet

‘Ey insanlar! Sizi ve sizden öncekileri yaratan Rabbinize kulluk edin ki (Allah'ın) azabından korunasınız.’ (Bakara, 2/21)

Bütün ibadetler ruhun yücelmesi ve nefsin kötülüklerden arındırılması içindir.

c- Ahlak

Kur'an-ı Kerîm'de Rasulullah’a (s.a.s.) hitaben: ‘Sen en yüce bir ahlâk üzeresin ‘ (el-Kalem, 68/4) buyurulmuş ve Hz. Peygamber'in kendisi de: ‘Ben ahlâkî prensipleri tamamlamak üzere gönderildim.’ buyurmuştur. (İbn Hanbel, Müsned, II, 381) Aynı şeklide Rasulullah’ın bütün hadisleri insanların birbirlerine karşı daha iyi davranmaları konusunda birer emir mahiyetinde olup, Müslümanlara görev yüklemektedir. Dolayısıyla İslâm'ın getirdiği ahlâk anlayışı her şeyden önce bir görev ahlâkıdır.

DİNİ DEĞERLERİMİZ

1-Başka Toplumlara Benzemek

Peygamberimiz (s.a.s):’Kim bir kavme benzerse o da onlardandır’ (Ebû Davud, Libas, 4; Müsned, 2/50) buyurmaktadır. Bazı toplumlar yenilik adına başkalarına zorla benzemeye çalışmışlar ve başka toplulukları teknoloji, sanayi ve terakkide örnek alacaklarına kılık-kıyafette, yaşama tarzında ve zevk-ü sefada taklide kalkışmışlardır. Şu kadar var ki, kendi değerlerimize bağlı kalmamız, içinde yaşadığımız çağın gereklerini gözetmemize de mani değildir. Müslüman kimliğinin korunması  konusunda Kur’an-ı Kerimde:’Sonra seni din konusunda bir şeriat sahibi kıldık. Sen ona uy; bilmeyenlerin arzularına uyma’ buyrulmaktadır.(Câsiye,45/18) Rasûlullah (s.a.s.) Medine’ye geldiğinde, onların oynayıp eğlendikleri iki günlerinin olduğunu öğrendiğinde ‘Bu günler nedir?’ diye sorar. Onlar da, ‘Cahiliyede bu iki günde eğlenirdik’ dediler. Bunun üzerine Resûlullah, ‘Allah bundan daha hayırlı olanı, kurban bayramı ve fıtr (Ramazan) bayramını size verdi’ buyurdu. (Ebu Davud (4/ 258) Salat 239 Hadis no: 1134)

2-Hoşgörü (sevgi-saygı-merhamet)

 ‘Allah'ın sana olan rahmetinden dolayı ey Muhammed, sen onlara karşı yumuşak davrandın. Eğer sen kaba ve katı yürekli olsaydın şüphesiz insanlar etrafından dağılıp giderlerdi.’ (Al-i İmran, 3/159) Kaba, sert, acımasız olmak ve katı yüreklilik insanları kendimizden uzaklaştıran Müslüman’a yakışmayan özelliklerdir. Bunun için Yüce Allah bu tutumun doğuracağı zararlı sonucu bize bildirerek, kabalık ve katı yüreklilikten bizleri sakındırmıştır. Hoşgörü; birlik, beraberlik, kardeşlik içinde sağlıklı bir toplumun temel harçlarındandır. Allah-ü Teâlâ insanları, birbirileriyle olan iyi münasebetleri bozucu tutum ve davranışlardan sakındırarak böyle durumlarda nasıl bir tavır sergilenmesi gerektiğini bizlere şöyle açıklıyor: ‘Rahmân’ın (has) kulları, yeryüzünde tevazu ile yürürler ve kendini bilmez kimseler onlara laf attığında (incitmeksizin) ‘Selâm’ der (geçerler)’ (Furkân, 25/63)  Rasulullah (s.a.s) bir hadis-i şeriflerinde: ‘Nefsim yed-i kudretinde olan zâta yemin ederim ki, imân etmedikçe cennete giremezsiniz, birbirinizi sevmedikçe imân etmiş olmazsınız! Yaptığınız takdirde birbirinizi seveceğiniz şeyi haber vereyim mi? Aranızda  selamı yaygınlaştırın!’ (Müslim, İmân 93, (54); Ebû Dâvud, Edeb 142, (5193); Tirmizî, İsti'zân 1, (2589).)

3-Adalet

‘Ey iman edenler! Adaleti ayakta tutan ve kendiniz, ana-babanız ve yakın akrabanız aleyhine de olsa, yalnız Allah için şahitlik eden kimseler olunuz. Zira zengin de olsa, fakir de olsa, Allah ikisine de (sizden) daha yakındır. Nefsinizin arzusuna uyarak adaletten uzaklaşmayın. Eğer (şahitlik ederken) dilinizi eğer, bükerseniz veya çekinirseniz, şüphesiz Allah yaptıklarınızdan haberdardır.’(Nisa, 4/135)

4-Ahde Vefa ve Doğruluk

Allah-ü Teala ahde vefa gösterenleri; ‘Siz bana verdiğiniz ahde sadık kalın ki, ben de size verdiğim ahdi ifa edeyim.’ (Bakara, 2/40)  şeklinde müjdelerken, verilen sözlerin yerine getirilmemesi Allah katında en sevimsiz davranışlardan biri olarak kabul edilmekte, dünyevi beklenti ve çıkar nedeniyle verdiği sözden dönenler, ‘Allah’a karşı verdikleri sözü ve yeminlerini az bir bedelle değiştirenlere gelince, işte bunların ahrette bir payı yoktur. Kıyamet günü Allah onlarla konuşmayacak, onlara bakmayacak ve onları temize çıkarmayacaktır. Onlar için acı bir azap vardır.’ (Al-i İmran,3/7)  ayet-i celilesi ile uyarmaktadır. Sevgili Peygamberimiz (s.a.s.) de verilen her sözü borç ve emanet olarak telakki etmiş ve şöyle buyurmuştur: ‘Emanete riayet etmeyenin (gerçek manada) imanı yoktur. Ahde vefa göstermeyenin (hakiki manada) dini yoktur.’ (Ahmed b. Hanbel, III, 134.)

5-Edep ve Haya

‘De ki: Rabbim ancak açık ve gizli kötülükleri, günahı ve haksız yere sınırı aşmayı, hakkında hiçbir delil indirmediği bir şeyi, Allah'a ortak koşmanızı ve Allah hakkında bilmediğiniz şeyleri söylemenizi haram kılmıştır.’ (A'raf, 7/33) Rasulullah (s.a.s) bir hadis-i şeriflerinde şöyle buyurmuşlardır:’Mü'min ne ta'n edici, ne lanet edici, ne kaba ve çirkin sözlü, ne de hayasızdır.’ [Tirmizî, Birr 48, (1978).]

6-Yardımseverlik

İbnu Ömer (r.a.) anlatıyor: ‘Rasulullah (s.a.s)  buyurdular ki: ‘Müslüman Müslüman’ın kardeşidir. Ona zulmetmez, onu tehlikede yalnız bırakmaz. Kim, kardeşinin ihtiyacını görürse Allah da onun ihtiyacını görür. Kim bir Müslüman’ı bir sıkıntıdan kurtarırsa, Allah da o sebeple onu Kıyamet gününün sıkıntısından kurtarır. Kim bir Müslüman’ı örterse, Allah da onu kıyamet günü örter.’ [Ebû Dâvud, Edeb 46, (4893); Tirmizî, Hudud 3, (1426); Buhârî, Mezâlim 3, İkrâh 7; Müslim, Birr 58, (2580).]

7-Sorumluluk

Vücut olarak zayıf ve ömrünün kısalığı sebebiyle fani olan insanın yüklendiği sorumluluk gerçekten büyüktür. Eğer bu sorumluluğun farkında olur ve kendisini Allah'a götüren çizgiden ayrılmaz ise Allah yolunda yürüyerek O'na ulaşır. Bu da Allah'la kendi arasındaki tüm engellerin kaldırılması ile mümkündür. Şüphesiz ki Allah insanın bu sorumluluğunu yerine getirebilmesi için âciz bırakmamış ve onu ilim, irade ve akılla destekleyerek yaratılmışların en üstünü kılmıştır. Zaten insanın sorumluluğu bahsedilen bu üç özellikten dolayıdır. Yoksa Allah insanı gücünün yetmeyeceği ve aklının almayacağını yüklememiştir. Allah'ın yeryüzünde halifesi olması hasebiyle büyük bir sorumluluk yüklenen insanoğlunun bu durumu Kur'an-ı Kerîm'de şöyle anlatılmaktadır:  ‘Biz emaneti göklere, yere ve dağlara arz ettik de, onlar onu (emaneti, yerine getiremeyecekleri korkusuyla) yüklenmekten yüz çevirdiler ve bundan endişeye düştüler. (Bunun içinde üzerlerinden alınmasını rica ettiler). Fakat onu (emaneti) insan yüklendi. Böylelikle o, (nefsine) çok zulmetti ve (akıbetinden) cahil oldu’ (el-Ahzâb, 33/72). Efendimiz (a.s) de bu sorumluluğun zayiini kıyamet alameti olarak görmüş ve şöyle buyurmuştur;’Emanet kaybedilince kıyameti bekleyin.’ ‘Emanet nasıl kaybolur?’ diye sordular. ‘İşler ehil olmayanlara teslim edilince’ diye cevapladı.’(Buhârî, Rikak 35, İlm 2.)”

MUTLU SARIGÜL
Anahtar Kelimeler: Busabah

Bu habere yorum yapan ilk siz olun!

  • Ad Soyad:

  • Yorum:

  •  

    @name x

  • UYARI: Küfür, hakaret, rencide edici cümleler veya imalar, inançlara saldırı içeren, imla kuralları ile yazılmamış, Türkçe karakter kullanılmayan ve tamamı büyük harflerle yazılmış yorumlar onaylanmamaktadır. Ayrıca suç teşkil edecek hakaret içerikli yorumlar hakkında muhatapları tarafından dava açılabilmektedir.
    E-GAZETE
    • BUSABAH GAZETESİ - 12 Aralık 2017 Manşeti
    • BUSABAH GAZETESİ - 11 Aralık 2017 Manşeti
    ARŞİV