22 Haziran 2017 Perşembe

Darbe kalkışması ve hukuk

21 Temmuz 2016, 11:42
Darbe kalkışması ve hukuk
Av. Umut Yalçın
Her ne kadar 80 darbesini hatırlayamasam da birçoğunuz da benim gibi bir ömre 2. darbeyi sığdırmış bulunmaktasınız.

Ancak milletini seven her ferdin içini rahatlatan husus, cuntacıların darbe kalkışmasının milletin, polisin ve gerçek Türk ordusu mensuplarının elbirliği ile püskürtülmüş olmasıdır. 15 Temmuz’da karşılaştığımız kanlı girişim her birimizin gelecekte anlatacağı kötü bir anı olarak hafızalarda yerini bulmuştur.

Savaşta dahi karşılaşmadığımız saldırılara maruz kalan Türkiye Cumhuriyeti ve milletimiz, çok büyük bir tehlikeyi el birliği ile atlatmış bulunmaktadır. Türkiye Cumhuriyeti Millet Meclisi ilk defa ateş altında kalmıştır. Üstelik acı veren bu darbe kalkışması/terör saldırısında kullanılan araçların, silahların milletin öz be öz malı olması ve güvendiğimiz bir kurumda yıllardır oraya yuvalanan bir grup tarafından millete karşı acımasızca kullanmış olmasıdır.

Bu darbe kalkışması Türkiye Cumhuriyeti Anayasası’nın ihlali niteliğinde olup, en ağır ceza ile sanıkların ceza alacağına olan inancımız tamdır. Ancak böyle suçlarla karşılaşınca ne yazık ki “kaldırıldı” dediğimiz idam cezasının eksikliği hissedilebilir duruma gelmektedir. Tüm bunlara rağmen üzülerek ifade etmekteyim ki hukuken bu terörist saldırıları yapanlara ve bunların Devlet içindeki yapılanmış kadrolarına şu an itibarı ile idam cezası verilmesi mümkün değildir. Öncelikle isterseniz yargılama sürecinin nasıl gerçekleşeceğini kısaca açıklayalım:

Sanıklar öncelikle emniyette ifade vereceklerdir. Ardından sanıklar adliyeye sevk edilecek ve savcılar tarafından bir kez daha ifade alınması işlemi gerçekleştirilecektir. Bu şekilde ifadesi alınanlar savcılar tarafından serbest bırakılabileceği gibi adli kontrol ile serbest bırakılması talebi ile yahut da tutuklanmaları talebi ile mahkemeye sevk edilebileceklerdir.

Hâkim karşısına çıkarılanlar ise mahkemeler tarafından eldeki dosya ve veriler ışığında serbest bırakılabileceği gibi adli kontrolle serbest bırakma veyahut da tutuklanmasına karar verilebileceklerdir. Tüm bu işlemler bittikten sonra iş tekrar savcılara kalmaktadır.

Savcılar, bu prosedürler tamamlandıktan sonra elde edilen deliller ışığında sanıklar aleyhine anayasal düzeni zorla kaldırmak ve vatan hainliği suçlamalarıyla ‘müebbet hapis' cezası talep edilerek sanıklar hakkında ceza davası açılması cihetine gidilecektir. Ancak bence savcıların sadece “Anayasayı ihlal ve anayasal düzeni zorla kaldırmak” suçlamalarının haricinde Türk Ceza Kanunu 309 ve devamındaki maddelere göre ayrı ayrı ceza vermeleri ve yine incelemeler neticesinde ortaya çıkacağını düşündüğüm diğer suçlamalarla da ceza verilmesi gerektiğini düşünmekteyim.

Zira bu kalkışmayı yapanların aynı zamanda “Devletin güvenliğine ilişkin bilgileri temin etme, siyasal veya askerî casusluk, uluslararası casusluk, devlet sırlarından yararlanma, devlet hizmetlerinde sadakatsizlik, yasaklanan bilgilerin casusluk maksadıyla temini, devlet güvenliği ile ilgili belgeleri elinde bulundurma” gibi suçları da işlediklerini düşünmekteyim. Apaçık yurt dışı bağlantısı olan bu kalkışmayı gerçekleştirenlerin ülkemize ait sırları da çok rahat bir şekilde yabancı ülkelere servis ettiklerinden kuşkum ne yazık ki yoktur.

Sanıkların Anayasayı ihlal suçundan TCK Madde 309’a göre, Cumhurbaşkanına suikast ve fiilî saldırı suçlarından, TBMM’ye yapılan saldırılar sebebi ile Yasama organına karşı işlenen suç başlığında yer alan 311. Madde gereğince, Hükümete karşı suçları düzenleyen 312. Madde gereğince, askerî komutanlıkların gasbını düzenleyen 317. Madde gereğince her suçtan ayrı ayrı ağırlaştırılmış müebbet cezası ile cezalandırılacaklarını düşünmekteyim.

Görüldüğü üzere sanıklar hakkında idam cezası talebi ile bir yargılama bugünkü şartlarda yapılamayacaktır. İdam cezasının uygulanması fiili olarak 1984 yılından itibaren Meclisin idam cezasını onaylamaması ve 2004 yılında ise yasa değişikliği ile kaldırması neticesinde hukuken ortadan kaldırılmış bulunulmaktadır. Ayrıca biraz öncede açıkladığımız üzere yine anayasamızda olan bir hüküm gereğince bu saatten sonra fiilen idam cezası TBMM tarafından kabul edilse ve Cumhurbaşkanımız tarafından da onaylansa dahi bu darbe kalkışmasına karışanlara karşı uygulanma imkanı ne yazık ki bulunmamaktadır.

Anayasa 15. Maddesi açıkça “suç ve cezalar geçmişe yürütülemez” demektedir. Yine taraf olduğumuz Avrupa İnsan Hakları Sözleşmesi 6 No’lu Protokol'ün 1. maddesi: "Ölüm cezası kaldırılmıştır. Kimse bu cezaya çarptırılamaz ve idam edilemez” demektedir.

Tüm bunların ışığında idam cezasının bu sanıklara uygulama imkânı olmadığı açıktır. Ancak ileride böyle suçlarla tekrar karşılaşılması durumunda aynı duruma düşmemek için idam cezasının tekrar canlandırılıp canlandırılmayacağına karar vermek TBMM’nin elindedir.

Bir daha Millete böyle alçakça saldırılarla karşılaşmamak adına Türk Milletine karşı artçı saldırıların devam edeceğini düşündüğüm bu günlerde tüm halkımızı ırk, din, mezhep ayrımı yapmaksızın el ele tutmaya ve aramıza girmiş olması muhtemel provakötör ve ajanlara karşı dikkatli olmaya çağırıyorum. Nasıl bu cuntacılara Osmanlı tokadını indirdiysek ve onları yere serdiysek, amaçlarına ulaşamadıkları için kullandıkları ve bizleri de tahrik ederek birbirimize düşürmek için kullandıkları provakatörlere de kulak asmayarak Osmanlı tokadını indirin, oyuna gelmeyin diyorum…

Bu içeriğe yorum yapan ilk siz olun!

  • Ad Soyad:

  • Yorum:

  •  

    @name x

  • UYARI: Küfür, hakaret, rencide edici cümleler veya imalar, inançlara saldırı içeren, imla kuralları ile yazılmamış, Türkçe karakter kullanılmayan ve tamamı büyük harflerle yazılmış yorumlar onaylanmamaktadır. Ayrıca suç teşkil edecek hakaret içerikli yorumlar hakkında muhatapları tarafından dava açılabilmektedir.
    Malatya’nın Yeni Stadı’nın ismi ne olsun?

    E-GAZETE
    • BUSABAH GAZETESİ - 22 Haziran 2017 Manşeti
    • BUSABAH GAZETESİ - 21 Haziran 2017 Manşeti
    ARŞİV