Ne yaşadığımızdan bir şey anlıyoruz ne de yaşlandığımızdan diyoruz bazen.

Bana kalırsa birçoğumuz monoton diye tanımladığımız hayatlarımızın yaşanılmasından değil de monoton görünmesinden rahatsız oluyoruz.

Öyle ya sıkıcı olarak tanımlanmak sıkılmaktan daha önemli duruma geliyor.

Hiç tahmin etmediğimiz insanların hiç anlam veremediğimiz beceri gerektiren kurslarda soluğu aldığına şahit oluyoruz zaman zaman.

Biraz kendimizi tanıyarak hareket etmemizde fayda olduğunu düşünüyorum.

Elbette sosyal ya da entelektüel bir imajının olması her insanı mutlu eder ancak birazda kendine yakışanı yapmalı insan.

İkinci el alışveriş sitelerindeki satışa sunulan ‘’ben denedim olmadı’’ adlı kullanması yetenek anlaşılması anlayış gerektiren eşyalar ya da malzemeler ne demek istediğimi özetliyor aslında.

Pembe cübbe ile namaz kıldıran bir imamın arkasında ne kadar huşu içinde olabileceğinizi bir düşünün. Soralım din adamlarına imamın giydiği cübbenin rengini din mi tayin ediyor diye. Cübbenin rengi şöyle olmalı yok yok böyle olmalı aman sünnetti aman farzdı hemen tartışma başlatmak mümkün. Eğer imamın kıraati tilaveti ne okuduğu cübbesinin rengi kadar merak edilmiyorsa yazıklar olsun orada bulunanlara.

Bir şişe şarabın nerede yıllanacağını sorsak içen içmeyen tüm insanlardan büyük bir oranda şarap mahzende yıllanır cevabını alırız. Mahzenin nasıl bir yer olduğunu sorsak ancak oraya giren insanlardan doğru cevabı alabiliriz.

Bilmediğimizi ne öğrenmeye çalışıyoruz ne de bilmediğimizi itiraf edebiliyoruz. Hal bu iken her yerde insan olduğumuzu pervasızca haykırabiliyoruz.

Birde öğrenmek için değil anlatmak için okunan kitaplar var bahsettiğim noktada. Adam okuyor okumasına da derdi şov. Olmadık yerde mandıra filozofu kesiliyor aniden. Şimdi buraya nereden geldik dedirttiriyor insana.

Eşeğe altın semer vursan eşek yine eşektir mutlaka bir yerde bir şekilde zikrettiğimiz bir ifadedir. Ancak burada benim itiraz ettiğim bir nokta var. Vurulan altın semer eşeğin eşekliğini değiştirmiyor olabilir ama eşeğin etrafındakilerin değişmediğini kimse iddia edemez. Haliyle bunun farkında olan bir güruhun şaklabanlıklarından bahsediyorum.

Bilim ve ilim sahibi insanların sanatçıların çok konuştuğunu göremezsiniz. Onlar mutlaka ne demek istediklerini bir eserle ifade ederler. Onların zamanı kıymetlidir. Ortaya koydukları eserlerde edep sınırlarını aşmazlar. Onları anlamama çabası da edepsizliğin daniskasıdır.

Bu hayata bir daha mı geleceğiz kafasıyla almış olunan kararların insan hayatını nasıl mahvedebileceği de aşikardır. Bunlar genelde kapasitenin zorlanmasının gerekli olduğu durumlarda sınırları kabullenmek yerine egonun ön plana çıkarıldığı durumlarda şekilleniyor.

Hayatı 1,2,3,4 diye saymak yerine 10,9,8,7 diye saymayı denesek hayatımızda nelerin değişebileceğini çok merak ediyorum. Sizce denemeye değmez mi?

Yüzünüzden tebessüm aklınızdan soru işaretleri eksik olmasın.

Avatar
Adınız
Yorum Gönder
Kalan Karakter:
Yorumunuz onaylanmak üzere yöneticiye iletilmiştir.×
Dikkat! Suç teşkil edecek, yasadışı, tehditkar, rahatsız edici, hakaret ve küfür içeren, aşağılayıcı, küçük düşürücü, kaba, müstehcen, ahlaka aykırı, kişilik haklarına zarar verici ya da benzeri niteliklerde içeriklerden doğan her türlü mali, hukuki, cezai, idari sorumluluk içeriği gönderen Üye/Üyeler’e aittir.